2:11, 54:44, Bireysel Ahlakın Yıkıcılığı ve Salat

Kuran’dan öğrendiklerimizin günlük yaşamda karşılığını bulmadığımız sürece, hatırlatılanları hayatımızda uygulamaya çalışmadığımız sürece bu okuma çabamızdan belki de hiçbir şey çıkmayabilir. Evet, sanki ülkemizin tüm insanlarının Kuran’a çalışmak ve hayatın anlamını bulmak gibi bir derdi olduğu varsayımıyla başladım bu paragrafa. Oysa bildiğiniz üzere çoğunluk için ne yazık ki durum öyle değil. Bu yazıda 2:111 ve 54:442 ayetlerinin günlük hayattaki karşılığına, bunun üzerinden ulaşılabilecek bazı sonuçlara ve yine bu sonuçlar üzerinden giderek salatın neleri içerebileceğine ilişkin örnekler göstermeye çabalayacağım. Aslında bu, birkaç ayrı yazıda yazmak istediğim bir şeydi ama birleştirmeye karar verdim. Bu nedenle kopukluklar olabilir, umarım derdimi anlatabilirim.

Kuran, benim şimdiye kadarki çabamdan anlayabildiğim kadarıyla bu geçici ve sınanma için tasarlanmış dünya hayatında uygulandığında iyilik getirecek, dayanağı insanın kendi yaratılışı olan öğretiyi insanlara hatırlatan bir kitap. Allah’ın, Kuran’ı zikir yani hatırlatıcı /öğüt kelimesiyle de niteliyor olmasının bir sebebi de bu olsa gerek. Çünkü bu kitap, bizim hiçbir zaman bilmediğimiz bir şeyleri öğretmiyor. Zaten içimizde olan, kaynağı yaratılışımız olan şeyleri bize hatırlatıyor.3 Bu çok yalın olan gerçeği anlamak ise pek kolay değil gibi görünüyor. Konu din olduğunda, çok uzun yıllardır yapılmakta olan aşılamanın; tasavvuf, mezhep, tarikat vb. etkenlerin sonucunda insanlar “dini” konularda -sanki dini(=ahlak sisteminizle ilgili, dünya görüşünüzle ilgili) olmayan bir konu varmış gibi- beyinlerini işletmekten çekiniyorlar. Normaldir, otuzlu yaşlarına gelmiş olmasına rağmen yalnızca korkutularak din öğretilen, bütün ömrünü bir kare kutu veya taşınabilir lağım çukuru aracılığıyla aptallaşarak, düşünme yetisini kaybederek geçiren biri bunları sorgulamaktan elbette çekinecektir hatta sorgulama yeteneğini kaybettiği için sorgulayamayacaktır bile. (Eğer bu cümlenin fazla iddialı olduğunu düşünüyorsanız, bir iki sene televizyon izlemeyi bırakın. Sonra tekrar izlemeye başlayın. Tabi eğer gördüklerinize dayanabilirseniz…) Sonuç olarak bu kişiler, mesela evlilik dışı cinsel ilişki neden yasak? Beyni uyuşturan maddeler neden yasak? Eşcinsellik neden yasak? Riba neden yasak? Cimrilik veya savurganlık neden yasak? gibi sorulması gereken soruları sormaktan kaçınacaktır. Oysa, şüphesiz ki Allah uzak durmamızı istediği şeylerden bizlere kötülük getireceğini bildiği için uzak durmamızı istiyor. Yapmamızı istediği şeyleri de bize iyilik getireceğini bildiği için yapmamızı istiyor. Bu yalın sonucu içselleştirmediğimiz zaman, Kuran’a çalışıp sonra tekrar normal hayatlarımıza devam etme hatasına düşüyoruz. Ayağa kaldırdığımız namazımız bizi kötülükten alıkoyamıyor. Oysa, bu çabalarımızın ardından hayatımıza yansıtmamız gereken bir şeyler var. İşte bunlar da Allah’a güvenen ile, yani Allah’a iman eden ile etmeyenin arasını ayıran şeylerden bazıları oluyor.

Kitabın, bireyin ve toplumun iyiliğine olanı öneriyor olmasının üzerinde yeterince durulmadığını ve çok önemli bir nokta olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu, kitapta yazan her şeyin insanın iyiliğini sağlamaya yönelik olduğu konusunda bize bir el feneri veriyor. Bunu hem kendi iç dünyamızda, hem de çevremizde gözlemlediğimizde görebiliriz. Bilimin verileri de her ne kadar hasır altı edilmeye çalışılsa da yavaş yavaş bu gerçeklere kanıtlar eklemeye devam ediyor. Olaya böyle baktığınızda doğal olarak Allah’ın, Kuran ile bize ulaştırıp yapmamızı istediği şeylerin insanlara iyilik getirici şeyler olması gerektiği sonucu apaçık ortaya çıkıyor. Zaten Allah, hiç şüphesiz her türlü ihtiyaçtan uzaktır. Hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Yemez, içmez, hastalanmaz. Yanılmaz. Uykusuzluğa kapılmaz. Yani bizden istediği şeyler hiç şüphesiz kendi ihtiyaçları için değildir. İhtiyacı yoktur ki kendi için istesin. Oysa, çevremi gözlediğimde bazı insanlar sanki Allah’ın onlara ihtiyacı varmış gibi davranıyorlar. Allah’ın gücü bu toplumu yok edip, yerine iyilik için çabalayacak bir toplum getirmeye yetmez mi sanıyorlar?

Bahsettiğimiz iyilik ayıklayıcı el fenerini din adı altında yaptığımız şeylere tutarsak, onların bize ve insanlığa iyilik getirip getirmediğine bakarak yapılanların doğruluğu konusunda bir fikir edinebiliriz diye düşünüyorum. Bu nedenle, örnek vermek gerekirse genelde kabul gördüğü biçimiyle namaz kılmanın getirdiği iyilik nedir? Bunu sormamız lazım. Çünkü kitapta Allah, namazın, daha doğrusu salatın kötülükten alıkoyacağını söylüyor.4 Kimin sözü Allah’ın sözünden daha doğru olabilir? Toplumumuzda namaz kılan büyük bir çoğunluk olduğu da apaçık bir gerçek, peki o halde neden toplumumuz esen olma durumundan uzakta? Aile bağlarımız neden bu kadar zayıf? Dostluk bağlarımız neden bu kadar zayıf? Neden bu kadar kendimizi hata yapmaktan uzak gören insanlar oluyoruz? Neden haksızlık karşısında birlik olamaz duruma gelmişiz? Neden bulaştığımız ribadan rahatsız olmaz duruma gelmişiz? Neden kredi kartı kullanmak normalimiz olmuştur? Neden haksızlık yaparak bina dikenleri sürekli affediyoruz? Bu sorular çok uzun bir liste olacak kadar uzatılabilir ve eğer ahira ile ilgili bir kaygınız varsa; Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olmak gibi bir kaygınız varsa uzatılmak zorundadır. Acaba kıldığımız namazlarda bir eksiklik mi var? Bunu sorgulamak zorundayız. Bir diğer örnek Hac. Mesela haccın getirdiği iyilik nedir? Oluşturduğu olumlu ve olumsuz sonuçlar nelerdir? Kabe’nin karşısında oturup KFC’den alınan nuggetı yiyerek iyilik mi üretmiş oluruz? Bir diğeri örneğin kurban kesmek. Kurban bayramında kurban kesmenin getirdiği iyilik nedir? Getirdiği iyilik kötülükten fazla mıdır? Hemen hemen tüm yıl et yiyebilen ama kirasını ödeyemeyen, çocuğunun okul giderlerini karşılayamayan, borcu altında ezilen dostlarımıza birkaç kilo et vermek iyilik midir? Şüpheniz olmasın, Avrupa Birliği’ne girme çabamızı da bu şekilde değerlendirebilirsiniz. Sonucunda o da iyilik veya kötülük getirecek bir şeydir. Yani ahlakla ilgilidir, yani dünya görüşünüz ile ilgilidir, yani dinseldir. NATO üyeliğimiz de, Kore’ye asker göndermiş olmamız da, tohum yasası da dinseldir. Bunlar din adı altında yapılmazlar, ama eğer dini hayatta kalıp çabalama nedeniniz olarak; dünya görüşünüz olarak görmeye başlarsanız, dinsel olmayan hiçbir şeyin olmadığını da görürsünüz.

Organizasyonun yanıltıcı bir biçimde seçilmiş ismiyle beraber logosu.

Şimdi bahsetmek istediğim örneğe dönelim. 2:11 ayetinde Yetiştiricimiz, “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!” dediğimizde “Ne bozgunculuğu? Biz iyilik getiriyoruz!” diyen bir topluluktan bahsediyor. 54:44’de ise gerçeği yalanlayan ve “Biz güç birliği yapmış, yenilmez bir topluluğuz!” diye böbürlenen bir topluluktan bahsediliyor. Amerika’da kurulan ve ismi “Human Rights Campaign” olan bir organizasyon var. Bu yanıltıcı isme sahip organizasyonun bahsettiğimiz ayetlerde anlatılan topluluklara bir örnek olabileceğini düşünüyorum. Aslında siz buna belki de organizasyon yerine mescit de diyebilirsiniz. Yani bir şeye secde edilen yer. Bu organizasyonun mescitlerinde toplanan kişiler Allah’ın dışında bir şey(ler)e secde ediyorlar. Yani, mescitlerde Allah’tan başkasını çağırıyor, dini /yükümlülüklerini parça parça ediyor, istek ve arzularını Allah’a eş koşuyorlar. Elbette çoğunlukla diller bu cümleleri söylemiyor. Fakat tıpkı eşinizden dostunuzdan yüz defa özür dilemenizin çoğunlukla bir anlamı olmaması gibi, dillerinizin ne söylediğinin de gerçekte çok da bir önemi yoktur. Önemli olan özür dilemenizi gerektiren durumu ortadan kaldırıp kaldırmadığınızdır, yani ellerinizin ne yaptığıdır.

Bu organizasyon 1980 yılında Amerika’da kurulan ve eşcinsel, gey, lezbiyen, biseksüel, transseksüel aşırılıklar ile ilgili lobi, yani hükümet fikirlerini etkilemek için çalışmalar yapan en büyük organizasyon. Steve Endean isimli kişi tarafından kuruluyor. “Love will conquer hate!” yani “Sevgi nefreti yenecek!” anlamına gelen süslü ve aldatıcı bir altbaşlık kullanıyor. Şeytanın insanların yaptıklarını kendilerine süslü, çekici gösteriyor olduğunu unutmayın. Yeni dünya düzeninin savunucuları da bunu demiyor mu? “Ne güzel işte, bir tane devlet olcak. Hepimiz barış içinde yaşıycaz. Din ayrımı yapmıycaz. Bir tane dilimiz olcak. Bir tane kültürümüz olcak.” Ha, ama köle olacaksınız orası başka mesele…

Eşcinsel çiftler çocuk sahipleniyor. Böylece “göstermelik iyilik” yapıyorlar. Ten renkleri seçimine ayrıca dikkat.

Bu organizasyonun yaptığı şeylerin kötü olduğunu anlatmayı en azından bu yazı için gereksiz buluyorum. Zaten bunu benim anlatmamın bir işe yarayacağını da sanmıyorum. Savundukları fikirlerin neden kötü olduğuna kendiniz tanık olmak zorundasınız. Bu nedenle eğer merak ettiğiniz şey eşcinselliğin meşruluğu hakkında bir fetva ise, buna kendiniz ulaşmayı tercih etmelisiniz. Onun yerine ben, bu organizasyona destek veren şirketlerin bir kısmını göstermek ve konuyu başka bir yerlere bağlamak istiyorum. Kendi sitelerinin Corporate Partners (Kurumsal Ortaklar) sayfasında şu şirketlerin isimlerini görüyoruz: Apple, Coca Cola, Intel, Microsoft, UPS, Deloitte, Lexus, Nike, Pfizer, BP, Google, Ernst & Young, citigroup, MasterCard, Amazon, Dell, Goldman Sachs, Hyatt, IBM, Pepsico, Shell, Morgan Stanley, Symantec…

Gördüğünüz gibi bu küçük listede günlük hayatımızda kullandığımız hemen her şeyin üreticisi yer alıyor. Şimdi bu şirketlerin alt şirketlerini; destekledikleri diğer şirketleri; bunlara bağış yapanları -bunlar arasında biz de varız- düşünün. Ortaya nasıl bir tablo çıkıyor? Birbiriyle yardımlaşan, her reklamına her internet sayfasına güler yüzlü duygu okşayıcı resimler koyup “biz iyilik için uğraşıyoruz” mesajı veren, dünyayı adeta bir örümcek ağı gibi sarmış bir tabloyu siz de görebiliyor musunuz? Eğer tam net göremediyseniz bir de bu organizasyonun raporlarına bir göz atın. Çok daha fazla şirket ismine ulaşacaksınız. Organizasyon, 2002 yılından beri her yıl “Corporate Equality Index” yani Kurumsal Eşitlik Endeksi dediği birtakım raporlar yayımlıyor. Bu raporlarda Amerika’da bulunan şirketler eşcinsellere verdiği haklara göre puanlanıyor. Yani, kendi dinlerine kimler uyuyor kimler uymuyor 2002 yılından beri puanlamışlar.5 Bu puanları destekçilerine göstererek bu firmalardan puanları yüksek olanlardan alışveriş yapın; puanları düşük olanları ise yalnız bırakın demiş oluyorlar. Yani, kendi dinlerine boyun eğmeyenlerden memnun olmuyor, onları aforoz ediyorlar.6 Peki soruyorum, gerçekçi sebeplere dayanarak kaçımız hayatımızda bazen zevk bazen de ihtiyaç duyduğumuz için aldığımız şeylerin nereye ve neye destek olarak gittiğine dikkat ediyoruz?7 Kaçımız Allah’a karşı sorumluluk hissettiğimiz için üstelik geçici olan dünya nimetlerinden vazgeçebiliyoruz? Dikkat edin, güzel olan şeyleri kendimize yasaklamaktan bahsetmiyorum. Zaten böyle bir şey yapmak asla haddimize değildir. Sadece Allah’a güvenenler olarak birlikte izlediğimiz ortak bir yolun olmamasından yakınıyorum. Bu şekilde devam edip, Allah’ın dinini yüceltebileceğimizi mi sanıyoruz? Diller ve eller konusunu hatırlayın. Çok mu abartıyorum? Bilmiyorum. Gerçek olandan insanları uzaklaştırmak için mallarından harcayanların mallarını arttırmak, benim vicdanımı rahatsız ediyor. Evet, böyle düşündüğüm için hayatım zorlaşıyor ama bu yaşamdaki sınanmamın uyuyup eğlenerek geçeceğini; öncekilerin başlarına gelenlerin benim başıma gelmeden öleceğimi kim söyledi ki? Ayrıca bu dünyanın bir basamak olduğunu biliyorum. Olmasını istediğim şeylerin, sonrasında da karşıma çıkabileceğini biliyorum. Yani düşünmeden hareket etmeniz istenilen zamanlarda söylenilen “Bi’ daha mı gelicez dünyaya…” sözünün cevabı “Evet, bir daha geleceğiz. O yüzden ne yaptığımıza; neyi önceleyip neyi ertelediğimize dikkat etmek zorundayız!” olmalıdır diye düşünüyorum.

Henüz salat konusunda bir yazı yazmadım fakat bu insanların yaptığı şeyin kendi salatlarının bir parçası olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar bu örnekteki kişiler iyilik için salat ediyor olmasa da -yani, doğru bir söyleyiş olur mu emin değilim ama namazlarında (=salatlarında) aymazlık içerisinde olsalar da-, salatın içerisinde neler olduğunu saptamak için bir örnek olabilir diye düşünüyorum. En basit tanımıyla salatın, kendi dünya görüşünüzü yaymak için yaptığınız her şey olabileceğini düşünüyorum. Bunun içerisinde örneğini verdiğimiz kişilerin yaptığı gibi organizasyonlar kurmak, toplantılar yapmak, dünya görüşünüzün doğruluğunu kanıtlayacak çalışmalar yapmak, bu konularda mallarınız ve canlarınızla mücadele etmek vb. diğer şeyler de var.

Bu arada sözümona müslüman olan insanlar için de bir şeyler yapmasalar eksik kalırdı tabi. Kuran’ın hiçbir yerinden bu aşırılıklara izin çıkmıyorken, hatta bu aşırılıkları yaptıkları için yok olan topluluğun durumu örnek veriliyorken8 bu organizasyon aşırı fikirlerine güya İslam’dan temel bulmayı da ihmal etmemiş. Sonuçta “kelimelerin anlamlarını yerlerinden kaydıranlar”ın bir tek elçilerin var olduğu zamanda olmadıklarını görmemiz gerekiyor değil mi? Peki bunu günümüzde nasıl yapıyorlar? Mesela şöyle diyorlar: “Kültürel kurallar ve kutsal metnin geleneksel okumaları, günümüz toplumunda mevcut olan birtakım kimliklere izin vermeyen, heteronormatif bir cinsiyet belirleme ve cinsel yönelim ikilisini devam ettirmektedir. (…) Başta Batıda olmak üzere, giderek artan sayıda İslam bilgini, aynı cinsiyet ilişkileriyle ilgili İslami öğretileri ve LGBTQ insanlarının battaniyeye mahkum olup olmadığı konularını yeniden incelemeye başlamıştır. (…) Hristiyanlık ve Musevilikte olduğu gibi, İslam’ın kutsal metinleri yüzyıllar boyunca LGBTQ insanlarına baskı yapmak için kullanılmıştır. Kuran’ın geleneksel bir okuması, aynı cinsiyetten ilişkilerin ve dolayısıyla aynı cinsiyetten evliliklerin kınanmasına yol açabilir. Ancak, merkezi bir yönetim oteritesi olmadığı için, topluluklar ve bireyler bu konuda kendi seçimlerini yapma konusunda özgürdür.”9 Şimdi yine benzer şeyler yaptıkları başka bir belgeye de kısaca göz atalım.10HRC Müslim Guide” dedikleri bu rehber doğrudan şu şekilde başlıyor. Modern dünyanın üzerine kurulduğu temeller üzerine okuma yapmış olanlar anahtar kelimeleri hemen yakalayacaklardır:

Kabaca çeviri: “HRC Din ve İnanç Programı, kimsenin kim olduğunu, kimi sevdiğini ve neye inanacağını seçmeye zorlanmadığı bir dünya yaratmak için çalışıyor. Bu çalışmanın bir parçası olarak, gittikçe daha fazla sayıda Müslüman yalnızca LGBTQ eşitliği ile ilgili diyaloga girmekle kalmıyor, buna liderlik de ediyorlar. Bu işi İslami inançlarına veya değerlerine rağmen değil, o inançlar ve değerler böyle istediği için yapıyorlar.”

İlk sayfalarda dinsel aşılamalar başlıyor. 5. sayfada Noor isimli birinin hayat hikayesinden bahsediliyor. Bu kızımız eğitimi sırasında kutsal metinleri okuyor ve ailesinden de daha “dindar” -artık dindar ne demekse- biri oluyor ve diyor ki “Ben ailemdeki en dindar kişiydim. Ama aynı zamanda sosyal olarak ilerici biriydim, yani her zaman liberaldim, her zaman feministtim.” Aklınızda bulunsun, şu gerçek hiç şaşmaz. Liberal ideolojilerin hepsi birbirini destekler. Genellikle, liberal olan aynı zamanda feministtir, feminist olan militan hayvanseverdir, militan hayvansever olan aynı zamanda vegandır, bunlar da genellikle eşcinselleri hoş görür vb. hep birbirini takip eder… Devam ediyoruz: 9. sayfada bu defa karşımıza 9 yaşındayken gey olduğuna karar vermiş biri çıkıyor. Kısaca onun mağdurluk hikayesinden bahsedip bu defa bir tane imamın eşcinselliğin Kuran’a uygun olduğundan bahsettiği makalesini öneriyorlar. Bu makaleye göre mesela Lut’un anlatısı aslında tecavüz, istismar ve sömürü ile ilgiliymiş. Şimdi anlaşıldı liberal imamın derdi. Feministlere ve eşitlik çığırtkanlığı yapacak olanlara yer açacak, onun hazırlığını yapıyormuş. Aynı imamın ülkemiz gazetelerinde de haberi çıkmıştı. Arayın bulacaksınız. Devam ediyoruz: 12. sayfada erkek olarak doğan (!) ama sonra fikri değişen biri çıkıyor karşımıza. Yine mağdurluk hikayesi anlatılıyor ve diyor ki “Beni engelleyen her şeyden vazgeçtim. İşimi kaybetme korkusundan, dışlanmaktan, ailemi kaybetmekten… Önemli olan kendime karşı dürüst olmamdı.” diyor. Yine şaşmaz, bu tür hikayelerin hepsinde bir yerden sonra “neysem o olmaya çabalıyorum” havası oluşturularak yapılan seçim haklı çıkarılmaya çalışılır. Çünkü hatırlayın seküler ahlakın kurallarından biri neydi: her seçim saygıyı hak eder. Devam ediyoruz: 14. sayfada karşımıza doğum adı Osama olan, ve Eylül 11’de doğan biri çıkıyor. 9/11 olaylarına da gönderme yapıp önce bu kişi iyice gözümüzde haksızlıklara uğramış mağdur kişi olarak gösteriliyor. Sonra da yine seçimleri meşrulaştırılıyor. Sonraki sayfalarda karşımıza bir yazar çıkıyor. İslam’ın aslında eşcinselliği hoş karşıladığına dair bir kitap yazdığından bahsediliyor. Yazar, kitabın açılışında 49:13 ayetini çarpıtarak “çeşitliliğin Allah’ın istediği bir şey” olduğunu söylüyor. Bu sayede cinsel aşırılıkları seçenlerin çeşitliliği sağladığına lafı getirmeye çalışıyor. Başka bir sayfada liberal bir protestan iken sufi bir toplulukla karşılaşıp, sonra onlardan çok etkilenip müslüman olan birinden bahsediliyor. Sanki tasavvuf ile İslam aynı şeymiş gibi… Sonuç olarak tüm sayfalarda buna benzer örnek hikayeler var. Başka da bir şey yok. Hepsinin ortak noktası leş bir duygusallıkla, mağdurluk edebiyatıyla “seçimlerinin” haklı çıkarılmasından ibaret. Tamamen vakit kaybı bir makaleyi okumuş bulunuyorum. Ne bir bilimsel veri var, ne de gerçek anlamda bir çürütme. Sadece laf cambazlığı, acındırma ve mağdurluk, bolca “sevgi her şeyi çözer” yüzeyselliği var, hepsi bu. Okumanıza bile değmez.

Bu arada, bu tür yayınlar yapan sadece HRC sanıyorsanız büyük yanılıyorsunuz. muslimalliance.org ve mpvusa.org siteleri de benzer yayınlar yapan fakat kendilerine müslümanlık süsü verilen sitelerden ikisi. Akla “namazlarında aymazlık içerisinde olanlar” ve “Onlara yeri ve göğü kim yarattı diye sorsan Allah diyecekler. O halde nasıl O’na kulluk etmekten dönüp uydurma şeylere kapılıyorlar?” diyen ayetlerin gelmemesi mümkün mü? Bakalım ilk site kendisi hakkında ne diyor:

Kabaca çevirisi: “Cinsiyet ve Cinsiyet Çeşitliliği için müslüman ittifakı olarak, LGBTQ müslümanlarını desteklemek, güçlendirmek ve birbirlerine bağlamak için çalışıyoruz. Kadın düşmanlığı ve yabancı düşmanlığı dahil olmak üzere tüm baskı çeşitlerinin temel sebeplerine meydan okuyoruz. Müslüman topluluklar içerisinde cinsiyet ve cinsel çeşitliliğinin kabulünü arttırmayı; çoğulculuk, adalet ve eşitlik odaklı ilerici bir İslam anlayışı geliştirmeyi hedefliyoruz.”

İkinci site ise kendisi hakkında şöyle şeylerden bahsediyor:

Kabaca çevirisi: “İnsanları adaleti benimsemeye motive eden çoğulculuğu ve fikir çeşitliliğini benimsiyoruz. Kişinin inanç sisteminin gerçeğin tek kaynağı olmadığını kabul ediyoruz. Daha adil, barışçıl ve sürdürebilir bir dünyayı oluşturmak için çeşitli felsefi, ruhsal ve ruhsal olmayan olmayan geleneklerle uğraşıyoruz. “
Kabaca çeviri: “EŞİTLİK: Irk, cinsiyet, cinsiyet, cinsiyet tanımı, etnik köken, uyruk, inanç, cinsel yönelim veya yetenek ne olursa olsun, tüm insanların değerlerini eşit kabul ediyoruz. Herkes için sosyal, politik, eğitimsel ve ekonomik fırsatlar sunan toplumlar için çalışmaya kararlıyız.
DİN VE DEVLET YETKİLİLERİNİN AYRILMASI: Vicdan özgürlüğünün tüm insan toplulukları için sadece esas olduğuna değil, Kuran’ın insanlık görüşüne bir bütünleyici olduğuna inanıyoruz. Seküler devletin, İslamın inanç meselelerindeki zorlanmama idealine ulaşmanın tek yolu olduğuna inanıyoruz. “
Kabaca çeviri: “CİNSİYET EŞİTLİĞİ: Kadınların toplumun her seviyesine tam katılımına inanıyoruz. Kadınların bedenleri, cinsellikleri ve üremeleri ile ilgili sağlıklı kararlar vermeleri için üreme adaleti ve kadınların yetkilendirilmesinde kararlıyız.
LGBTQI KATILIMI: Cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği ne olursa olsun, topluluklarda ve Müslüman toplumunda tüm bireylerin tam eşitlik ve katılımını destekliyoruz. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde ayrımcılığa son verme konusunda kararlıyız. Lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel, eşcinsel, ve intersex (LGBTQI) bireylerinin insan ve medeni haklarını destekliyoruz.”

İkisinin de kendini tanımlayış biçimindeki benzerliğin, kullanılan ortak kelimelerin rastlantı olmadığına emin olabilirsiniz. Dikkat edin, bu tür yerlerde hep bir yerden hoşgörü ve saygı kelimeleri karşınıza çıkartılır. Her şeye, her seçime, herkese saygı ve hoşgörü gösterilmesi dayatılır. Oysa iki önemli noktadan bahsedilmez, birincisi yeni bir dünya devletinin kurulabilmesi için iyi veya kötü ayrımı yapmadan her şeye ve herkese saygı duymak zorunda olmamızdır. Çünkü başka türlü bu kadar farklı şeylere inanan insanları bir araya getiremezsiniz. İkincisi ise her şeye saygı ve hoşgörü gösterirseniz saygı ve hoşgörünün anlamının kalmayacak oluşudur. Ancak aptallar veya iyi ve kötü ayrımını temellendirebileceği nesnel dayanak noktasını kaybetmiş olan şaşkınlar her şeye saygı ve hoşgörü gösterir. Böyle bir dünya görüşünün (=dinin) nereye ulaşacağını iyi saptamak gerekiyor. Yarın bir gün örneğin pedofili olanlar da “seçimlerine” saygı ve hoşgörü istemeyecek mi sanıyorsunuz? Bu iki kelime, sekülerliğin yayılmasını kolaylaştırabilmesi için bir şifredir. Tıpkı özgürlük gibi. Herkes özgür olmak istiyor fakat kimse özgürlük kelimesinin kendi başına bomboş bir kelime olduğundan bahsetmiyor. Esas soru neyden özgür olmak istendiğidir. Modern dünya için konuşursak istenen özgürlük tüm ahlaki sorumluluklardan, yükümlülüklerden özgür olmaktır. Saygı ve hoşgörü için de aynı soruyu sormak gerekir: Neye saygı? Neye hoşgörü? Düşünün bulacaksınız. Bireyselliğe yapılan aşırı vurgu, insanlara olaylara geniş açıdan bakma yeteneklerini kaybettirmiş bunun sonucunda da bu insanlar konformizm hastalığına yakalanmışlardır. Kişisel arzulardan ve isteklerden başka bir hayat amacı kalmamıştır. Bunun sonucu olarak da “her seçimin saygıya layık olduğu” saçmalığı ortaya çıkmıştır. Oysa her seçimin saygıya layık olması, her seçimin a priori olarak iyi olduğu sonucunu da doğurur ki yanlışlığını açıklamaya gerek yoktur. Artık ahlak barajları yıkıldı, bu nedenle bireysel haklar adı altında her türlü pislik yasallaştırılmaya çalışılacaktır bundan hiç şüpheniz olmasın. Modern dünyada tam olarak bu yapılıyor. Oysa, böyle bir dünya görüşünü, Allah’a güvenen ve “iyilikle yönetip, kötülükten alıkoyması” emredilen birinin kabul etmesi mümkün değildir. Haddimi aşan laflar ediyorum ama söylemeden edemeyeceğim: oturduğu yerden dua edip, sonra bir de cuma namazlarını kılarak dünyaya iyilik getirebileceğini sanan müslüman hemdertlerime duyurulur.

Eşcinselliğin ve diğer aşırılıkların toplumda ne olacağı ayrı bir tartışma konusudur. Fakat yanlışlığı apaçık ortadadır. Dolayısıyla iyiliğin egemen olması gibi bir derdi olanların bunu serbest bırakmaktansa, nasıl iyi edebiliriz sorusuna odaklanmaları gerekir diye düşünüyorum. Serbest bırakılmamalıdır çünkü değer yargıları esnektir, iyilikle yönetip kötülükten alıkoymazsanız bu defa iyi ve kötüler yer değiştirir. On sene önce kötü olduğu şüphesiz olan şey bugün iyi sanılır. Çünkü zamanla değişime alışırsınız, kötülüğü göremez olursunuz. Böylece yavaş yavaş tasarıma ters olan şey size normal gelmeye başlar. Sık sık tekrarlanan anormal şeylerin artık bizlere normal gelmesi gibi. Hem yaratılışa /tasarıma ters oluşu, hem de ulaşabildiğimiz tarih boyunca eşcinselliği -veya diğer aşırılıkları- değişmez yasa yaparak ayakta kalmış hiçbir topluluğun olmaması düşünüldüğünde neden eşcinselliğin yasal olmaması gerektiği açığa çıkar. Fakat, şunu da söylemek lazım: içerisinden Yaratıcı’yı, dolayısıyla ölümden sonra yaşamı çıkardığınız bir dünyada bu insanlara -ve, başka fikirlere sahip diğer insanlara- hayır demek için geçerli hiçbir sebebiniz de yoktur. Çünkü artık iyi ve kötüyü temellendirebileceğiniz nesnel bir dayanak noktanız ve bu noktaya bağlı kalmak için bir gerekçeniz kalmamıştır. Bu yüzdendir ki içinde bulunduğumuz zamanda herkes artık kendi dinini yaşar olmuştur. Oysa binlerce yıllık tarih göstermektedir ki iyilik getiren bir ahlakta /dünya görüşünde /dinde buluşamayan topluluklar Allah’ın yasası (Ar. sünnetullah) gereği yok olacaklardır.

Geçmişteki dünya savaşlarından sonra kendi dünya görüşünü (=dinini) tüm dünyaya dayatan savaşın kazananları, bolluğu elde etmiş olsa da Yaratıcı’yı, onun elçilerini ve öğretilerini hayatlarından çıkardıkları için anlamı tamamen kaybetmişlerdir. Çünkü Yaratıcı, ölümden sonraki yaşam, ve burada yapılanların karşılığını alacak olmak (=adalet), bu hayatı anlamlı kılan biricik şeydir. Bunların dışında tutunacağınız her tutamak bir yerden sonra yerini nihilizmin kaygan iplerine bırakacaktır. Bu ipler de eğer yeterince “güçlüyseniz” bir gün boynunuza dolanacak veya yeterince güçlü değilseniz öleceğiniz güne kadar her ayağa kalkmaya çalıştığınızda sizi yere düşüren ayak bağlarınız olacaktır.

Konuyla doğrudan ilgili olan ve üzerinde durulması gereken konulardan biri de fosil yakıtların getirdiği bolluk ve kendine yeterlilik yanılgısı ile şımaran modern dünyamızın artık aracını da, yolunu da, hedefini de büyük çoğunlukla kaybetmiş olmasıdır. Bu öylesine önemli bir konudur ki, elimde olsa çocuk sahibi olmak isteyen tüm insanların, çocuk sahibi olmadan önce bu eğitimi almalarını zorunlu kılardım. Bu bolluk ve gelişmişlik ile gelen yeterlilik yanılgısı, insanlara nasıl hayatta kaldıklarını, yani doğa hakkındaki vazgeçilmez bilgilerini, diğer bir deyişle yükümlülüklerini unutturmaktadır. Bunun sonucunda ise, önceden toplumun iyiliği -yani hayatta kalabilmeleri- için yaptırıma uğrayan şeyler bugün normalleşir olmuştur. Hem bu unutmuşluğu, hem bolluğu hem de nesnel dayanak noktasının ortadan kaldırılmasını birlikte düşündüğünüz zaman artık dünyada insan sayısı kadar dünya görüşü olmaması için hiçbir sebebiniz yoktur. Nitekim gördüğünüz üzere öyle de olmaktadır. Allah’ın insanlara dinlerini parça parça bölmemelerini öğütlemesinin bir sebebi de bu olabilir. Bu unutmuşluk ve şımarmışlığın bedelini modern toplum yok olarak ödeyecektir. Çünkü düzen tasarlayanların en ustası olan Allah, Kuran’dan ve yaşamımızdan bize ulaşan ayetlerden anladığımız kadarıyla sistemini bu şekilde tasarlamıştır.11 Bizden bu tasarıma uymasını istemesinin sebebi de budur. Çünkü uymadığınızda kötülük artacaktır. Bunun sonucunda ise Allah’ın yasası gereği doğal seçilim, doğa olayları vb. aracılığıyla bu kötülük arttıran toplumlar yeryüzünün iyiliği için yok olacaklardır.

Günümüz dünyasında ahlak tıpasının çekilip atılması ve amaçsız özgürlüğün körüklemesinin sonuçları hiç şüphesiz bu toplumun yeryüzünden silinmesi olacaktır. Kendi özgür iradeleriyle birlikte olmak isteyen aynı iki cins insanın yerini bir yerden sonra çok daha aşırı istekler alacaktır. Bugün, kendi özgür iradeleriyle, zorlama altında kalmadan birbirleriyle birliktelik yaşayanları kanıksayan toplum, yarın bir gün bu istekler daha da çirkinleşince hangi gerekçe ile reddedecektir? Bugün “love will conquer hate” diyerek dinlerini /yasalarını /yükümlülüklerini size kabul ettirmeye çalışanların yarın bir gün yine “love will conquer hate” diyerek evcil hayvanlarıyla veya çocuklarla birliktelik kuracaklarını kestirebilirsiniz. Sitelerinde biraz gezinin “Just As They Are” gibi sloganları savunduklarını göreceksiniz. Yarın bir gün pedofilisi, ensestçisi çıkıp “beni de olduğum gibi kabul edin!” dediğinde ne diyebilecekler acaba? Yanlış hatırlamıyorsam bu tür istekler çoktan başladı. P harfini (pedofili) de L G B T harflerinin arasına katmak isteyen bir kitle var. Belki küçük bir kitle ama zamanla büyüyecektir. Şeytanın adımları izlendikçe kötülüğün şiddeti de artacaktır, kuşkunuz olmasın. Musa’nın ve Lut’un yaşamını hatırlayın. Mağdurluk taslayıp harekete geçmiş olan karşıtları daha sonra onlara ne yapmıştı, hatırlıyor musunuz? Lut’a gelen elçilere oranın kötüleri nasıl davranmıştı, hatırlıyor musunuz?

Hal böyleyken, kendi özgür iradesiyle yükümlülüklerini reddetmeyi seçenlerin “kötülük sorunu” diye olmayan bir sorunu dile getirmeleri düşünüldüğünde kulağa komik gelecektir. Şu an elleriyle yaptıklarına baktığımızda “bizden güçlüsü var mı?” ve “ölümün bize uğrayacağını sanmıyoruz!” diye bağıran 21.yy uygarlığının çöküşü, konfora tapıcılığın, sürekli zevki arttırmaya yönelik tüketim alışkanlıklarının sonucunda doğal kaynakların tükenmesi ile birlikte -belki de, üçüncü dünya savaşı aracılığıyla veya daha da yakın bir zamanda- göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşecektir. Bu konunun çok acilen ders kitaplarına girmesi gerekiyor. Fakat görünüşe göre hiçbir zaman girmeyeceği için bu sayfaları okuyan anne-baba veya geleceğin anne-baba adayları olarak bizlerin bunları kendi kendine öğrenmesi gerekiyor. Başka türlü iyi ahlakı sonraki nesillere nasıl ulaştıracağız?

Elinde güç olan firavunların, karunların bu sayısı milyarı bulacak olan insanları önemsediği de koca bir yalandan ibarettir. Dünyanın kaynaklarının sınırlı olmasının ve dünya nüfusunun böylesine artmış olmasının rahatsızlık verdiği birileri şüphesiz ki var. O nedenle bu “köle” bile olmayı haketmeyen insanların üremesine, hayatta kalmasına gerek yoktur. Derisi siyah olanı susuzlukla ve açlıkla öldürürsünüz, şımarmışları da saçma sapan aşırılıklara boğar, ömürlerini boşa geçirtirsiniz. Geniş açıdan düşünmeye çalışalım: Elinizin altında bir çok imkan var. Teknikbilime yön veriyorsunuz. Sağlık araştırmalarına yön veriyorsunuz. GDO çalışmalarına yön veriyorsunuz. İnsanların vücudunda salgılanan östrojen ve testosteron miktarını yiyecekler aracılığıyla değiştiriyorsunuz. Medyaya yön veriyorsunuz. Bunlarla beraber dünyada yeni bir devlet kurmak isteyen kötü niyetli kişilerden birisiniz. Bu tasarınızı gerçekleştirmeye çalışırken en büyük sorununuz ne olacaktır? Elbette sağlıklı düşünebilen, toplumsal ve tarihsel bağları kuvvetli topluluklar; yani şu anki dünya haritasına baktığınızda belki ulus devletler. Peki, bir topluluk, bir devlet nasıl sağlam olur? Toplumda iyilik için çalışan güçlü ve bilinçli bireyler olur. Kültürlerine, tarihlerine, dillerine sahip çıkarlar. Diğer kültürleri de onların tarihlerini de bilirler. Neyin iyilik getireceğini, neyin kötülük getireceğini bilirler. Sonra bu bireyler aileler kurar ve bu bilinçlere sahip nesiller yetiştirirler. Bunlar çeşitli şekillerde iyi olana hizmet etmek için çabalarlar. Şimdi bir de dönüp dünyaya, yani olana bakın: feminizmdir, eşcinselliktir, militan hayvanseverliktir, özgürlüktür, savaş karşıtlığıdır, eşitliktir bunların hepsi hemen hemen aynı şeye hizmet eder. Toplumları çürütür ve yeni bir dünya düzenine giden yolda karşılaşılacak muhtemel dirençlerini kırar. Bu nedenle hemen hepsinin savunucularının benzer yerlerden bağış alıyor olmaları rastlantı değildir; şaşırılacak bir şey hiç değildir. Tüm bunların sonucunda eğer önlem almıyorsanız yirmi yıl sonra birileri çıkıp “biz yeni bir dünya devleti kuruyoruz, itirazı olan var mı?” diye sorduğunda kim itiraz edebilecektir? Dahası nasıl itiraz edebilecektir? Suyunu, toprağını, yiyeceğini, insanlığını kaybetmiş; birbirine tutunmak nedir bilmeyen, tek derdi daha fazla hak koparmak, daha fazla zevk elde etmek olan bireyler ve topluluklar hangi kötülüğe hangi gerekçeyle karşı koyabilecektir?

Kuran’da toplulukları yok etmekle tehdit eden ayetlerin gerçekleşmesinden önceki işaretlerin bir kısmı da burada örneklediğim şeylerden bazıları olabilir diye düşünüyorum. Biz sanıyoruz ki içerisinde yaşadığımız medeniyet hiç çökmeyecek. Oysa, birazcık görmek için çabalarsanız bu uygarlığın çökmekte olduğunu görmek zor değil. En basitinden yapılan evlilik sayısının giderek sıfıra yaklaşması, bir toplumun yok olması için gayet yeterli bir sebep değil midir?. 6:43, 4412 ayetlerini lütfen üzerinde uzun uzun düşünerek inceleyin. Allah’ın günleri aramızda dolaştırmasını da göz önünde bulundurduğunuzda bu ayetin söylemek istediği şey hakkında aklınıza ne geliyor? Benim aklıma medeniyetimizin çok ciddi bir sınanma anında olduğu düşüncesi geliyor…

Dipnotlar

  1. Onlara, “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” denildiğinde, “Biz ancak düzelticileriz.” derler. (2:11)
    İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat bunun ayırdında değiller. (2:12)
    Onlara, “İnsanların inandığı [güvendiği] gibi siz de inanın [güvenin]” dendiğinde, “Yani biz de kafası çalışmayan zavallılar gibi inanalım [güvenelim] mı?” derler. Haberiniz olsun ki, kafası çalışmayan düşük seviyeliler onların ta kendileridir; fakat bilmiyorlar. (2:13. Köşeli parantezi ben ekledim.)
  2. Yoksa: “Biz, güç birliği etmiş yenilmez bir toplumuz.” mu diyorlar? (54:44)
  3. Bakınız: 37:3, 38:1, 41:41, 68:52, 74:49…
  4. Kitap’tan sana bildirileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Çünkü namaz, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ın Öğretisi ise kesinlikle en büyüktür. Allah, yaptıklarınızı zaten bilir. (29:45)
  5. 2019 yılı için hazırladıkları rapora şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: assets2.hrc.org/files/assets/resources/CEI-2019-FullReport.pdf Diğer yılların raporları için şu sayfaya bakınız: hrc.org/resources/corporate-equality-index-archives
  6. Onların dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ne de Nasraniler, senden asla hoşnut olmazlar. De ki: “Kuşkusuz, Allah’ın gösterdiği yol, doğru yoldur!” Sana gelen bilgiden sonra, onların isteklerine uyarsan; seni Allah’tan kurtaracak, ne bir dost ne de bir yardımcı bulamazsın. (2:120)
  7. Kadınlara, oğullara, tartılar dolusu yığılmış altın ve gümüşe, soylu atlara, hayvanlara ve ekinlere olan tutkular, insanlara çekici gösterilmiştir. Bunlar, dünya yaşamının geçimliğidir. Oysa varılacak en güzel yer, Allah’ın katındadır. (3:14)
    De ki “Atalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz topluluk, elde ettiğiniz mallar, durgunlaşmasından korktuğunuz ticaret ve beğendiğiniz evler eğer size Allah’tan, elçisinden ve onun yolunda mücadele (cihad) etmekten daha sevimli geliyorsa bekleyin, nasıl olsa Allah’ın emri gelecektir. Allah, yoldan çıkan fasıklar topluluğunu yola getirmez.” (9:24)
  8. İlgili ayetlerin bir kısmı için bakınız: 7:80-82, 11:78,79, 15:67-72, 26:165-168, 27:55, 29:29
  9. Cultural norms and traditional readings of sacred texts often uphold a heteronormative binary of gender identification and sexual orientation that don’t allow for the range of identities present in today’s society. (…) A growing number of Islamic scholars, mainly in the West, have started re-examining Islamic teachings on same-sex relationships and whether a blanket condemnation of LGBTQ people is a misinterpretation. (…) As with Christianity and Judaism, Islam’s sacred texts have been used to oppress LGBTQ people across the centuries. A traditional reading of the Qur’an can lead to the condemnation of same-sex relationships and thus of same-sex marriage. However, because there is no central governing authority, communities and individuals are free to make their own choices regarding this issue.” Kaynak: hrc.org/resources/stances-of-faiths-on-lgbt-issues-islam. Erişim tarihi: Haziran 2019
  10. assets2.hrc.org/files/assets/resources/HRC-MUSLIM_GUIDE.pdf.
  11. Artık gerçeğe aykırı şeylerden uzaklaşarak yüzünü dine çevir. Allah’ın, insanların yaratılışına işlediğine yaraşan biçimde davran. Allah’ın yaratışında değişiklik olmaz. Dinin kaynağı ve dayanağı, işte budur. Fakat insanların çoğu bilmez. (30:30)
  12. Hiç olmazsa onlara sıkıntılarımız dokunduğu vakit yalvarsalardı! Fakat kalpleri katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını çekici gösterdi.(6:43)
    Öğretiyi unuttuklarında, verilenlerle sevinip şımarıncaya değin, her şeyin kapılarını onların üzerine açtık. Onları ansızın yakaladığımızda, artık, tüm umutlarını yitirdiler. (6:44)
Bu yazı Kuran kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2:11, 54:44, Bireysel Ahlakın Yıkıcılığı ve Salat için 7 cevap

  1. Selim Çalışkan der ki:

    Fotoğrafta ten renkleri dışında çok şey var. Liberal aşılama için lezbiyen çiftlerde kadınlardan birisinin erkek görünümlü olması gerekiyor, zaten öyle ayarlanmış. (Hani “klişeleri” kırıyorduk?) Çocuğun beyaz değil, melez veya siyah olması gerekiyor, zaten öyle. Çünkü liberalizmde beyaz ırk pisliktir ve eriyip yok olmalıdır. Kadınlardan kadınsı olanı şişko veya tombul olmalı ve pek güzel olmamalıdır, zaten öyle seçilmiş. Çünkü güzel kadınları övmek, kadını kadınsı olmaya iter ve kadın kadınsı olmamalıdır. Erkek de erkeksi olmamalıdır. Ve ERKek olan tarafın zenci olup edilgen olan tarafın beyaz olması da rastlantı değil, bilinçli yapılmış bir seçim.

    Allah’ın çeşitliliği istediği doğrudur. O yüzden liberaller faşizmi, “köktenci” İslam’ı yasaklamayı bıraksınlar ve ideolojik çeşitlilik olsun. Vaaz ettiğini uygulasana!

    Sevginin nefreti yeneceği de doğrudur. Allah sevgisi, gerçek sevgisi, iyiliğin sevgisi (hepsi aynıdır), bir nefret pınarı olan liberalizmi yenecektir.

    Özgürlük diye bir şey yoktur. Toplumun sana uyguladığı kurallar vardır. “Özgürleştiğini” öne süren bu tiplerin yaptıkları tek şey, bir toplumun kurallar dizgesinden başka bir toplumun kurallar dizgesine geçiş yapmış olmalarıdır. Yani özgür falan değiller, yalnızca takım değiştirdiler. Eğer onları yeni kurallarıyla karşılayacak ve yardımlaşacak başka bir takım olmasaydı özgürlüğün düşünü bile kuramayacak, adını bile bilemeyeceklerdi. Bu çiğ beyinliler bu eski toplumlarını “hoşgörüsüz”, yenisini ise hoşgörülü diye ayırırlar. Oysa eski toplumları hoşgörüsüz olsaydı o yeni toplumun oluşmasına, çokbaşlılığa, birbirinden bağımsız iki ayrı gerçekliğin oluşmasına izin vermezdi en başta. Nitekim Kuran da insanların seçimlerini böyle özgürlük gibi içi boş kavramlarla değil, kendi kuralları olan takımlarla, Arapçasıyla kavimlerle anlatır. Söz dinleyen kavim der, Allah düşmanı kavim der, vb.

    Kuran’da din ve devlet kavramlarının da olmamasını görmezden gelecek değiliz. Kimi şaşkın “nasıl ya?” diyecek, “din Kuran’da yok mu?” Evet, yok! O harfleri yan yana görüyorsunuz ama doğru düzgün okursanız sözcüğün öyle bir anlamı olmadığını görürsünüz.

    Kötülük için salat eden bu öncülerin /firavunların /Tağut’ların örgütlenmesini iyi tanımak için Sivil Örümceğin Ağında kitabını öneririm. Kitabı kapattıktan sonra da Ankebut Suresi’ni okuyun.

    • Nazım Kar der ki:

      Selim bey “Çünkü liberalizmde beyaz ırk pisliktir ve eriyip yok olmalıdır.” demişsiniz. Neden böyle dediğinizini anlamadım. Liberaller neden beyaz ırk düşmanlığı yapıyorlar? Hem zaten onların çoğu beyaz değilmi??

      • Selim Çalışkan der ki:

        Bu sorunun yanıtı uzun. Kısaltmaya çalışacağım. Çevrenize bakın. Türk düşmanlarının, Türkiye’nin vatan hainlerinin ezici çoğunluğu Türk değil mi? “Türkler onu bunu kestiler, keşke Anadolu’ya gelmeselerdi” diyen binlerce Türk hiç bir yaptırımla karşılaşmadan aramızda dolaşmıyor mu? Bu ülkeye özgü olan herşeyden, ulusal kahramanlardan, başarılardan, dilden, gelenekten yine bu ülkenin insanları tiksinmiyor mu? Feminizme bakın. Erkeklerin yasa karşısında ikinci sınıf olması gerektiğini savunan, yani erkek düşmanı erkekler var. Alman Başbakanı’nın ulusal kutlamada Alman bayrağını kaldırttığı videosu var, bulup izleyin. “Göçmenlere sıra gelmedi, önce bize iş verilsin” diyen yurttaşlar ırkçı olmakla suçlanıyorlar. Asıl unsurunun beyaz ırk olduğu İngiltere, İsveç, Fransa ve ABD gibi ülkelerin kamu kurumları yaptıkları yayınlarda melezleşmeyi savunuyorlar. Nefret söylemi zart zurt adıyla yayınlanan raporlara beyaz ırk düşmanlığı örnekleri girmez hiç. Black Power ve White Power terimlerini aratın ve sonuçları karşılaştırın mesela. Sırf zenci olduğu için başkan seçilen Obama Demokrat Parti adayıydı, yani liberal kanadın. Bizde de basında nefret söylemi diye liberal raporlar yayınlanır, bunlarda Türk düşmanlığı, erkek düşmanlığı, İslam düşmanlığı gibi örnekler yer almaz hiç. Şablon aynı. Hayvanseverlere bakın. Hepsi de insanlardan nefret ediyorlar ve bu sevgisizliği kedi köpekle doldurmaya çalışıyorlar. Kuran’a bakın. Allah yalnızca insanların kendi iyiliklerine olanı buyuruyor. Allah’a tuzak kurmadınız, kendinize kurdunuz diyor (8:30, 10:21, 21:70…). Allah’a kötülük edemezsiniz, yalnızca kendinize ediyorsunuz diyor (2:57,286, 4:111, 10:23, 39:41, 41:46, 42:30, 45:15, 47:38…). Musa’ya kafa tutan Yahudiler ona veya Allah’a değil, kendilerine zarar veriyorlar (17:8…). Şeytan Adem’e “kalıcı olmak ister misin?” diye sorup onun bahçedeki geçiciliğine neden oluyor (2:35, 7:20,24). Kendisine haksızlık edilmesine ses çıkarmayan kişi aslında gizli kötüdür, henüz eline fırsat geçmemiş kötüdür (2:104, 6:123, 11:59, 17:16, 43:54…). Kendisini seven, özsaygısı olan kişi haksızlığa katlanamaz. Yani işin özü, iyilikten nefret eden kişi aslında kendisinden nefret etmiş oluyor. Gerçekle kavga eden kişi aslında kendisiyle kavga ediyor. Bu yüzden kendisinden nefret eden kalabalıkların olması beni hiç şaşırtmıyor. Allah çağrılara karşılık verendir. Demek ki Allah kendisinden nefret eden toplumları yok ederek onların çağrılarına karşılık vermektedir. Türk toplumu yok olacaktır. Liberaller yok olacaktır. Bu haksızlık değil, insanların kendi isteklerinin yerine gelmesidir.
        Ayrıca belirteyim, Batı’da liberalizmi savunanların içinde çokça Yahudi var. Onlar kendilerini beyaz saymıyorlar. Örnek: /watch?v=53A5AJoRxF0

  2. Takva der ki:

    Benimle aynı şeyleri düşünen ve farkında olan insanları okumak gerçekten çok güzel…Yalnız merak ettiğim şeyler var.Ben mesela bu sistemin eğitim!!!kurumlarından,mahkemelerinden,askerlik,güvenlik vs.kurumlarından,kimlik yani benim onlardan olduğumu ispat edecek belgelerden beriyim.Hepsini red ediyorum ictinab ediyorum.Kavimden değil dikkat edin sistemden uzağım.Yani Tağutların milletinden değilim.Sizlerde öyle mısınız?Ben gerçekten helak olmaktan çok korkuyorum.Ve farkındayım yok olmak üzere insanlık ve Rabbimizin sünnetullahı gereği kâfir toplumların sonu geldi.Ama kurtulanların arasında olmak zor gibi görünüyor.

    • Ayetsel der ki:

      Doğru söylüyorsunuz. Şu anki düzenin içerisinde zaten bir din “ayakta tutuluyor”. Sanıyorum bunun içerisinde kalarak Allah’ın değişmez yasalarına dayanan dini yaşamamız ancak günümüz seküler dininin söylemine uygun olarak evinizin dinsel törenler uygulanan bir odasında veya mahallenizdeki caminin içerisinde mümkün. Arınmayı diğer yorumunuzda bahsettiğiniz gibi belki de ancak amişler ve benzeri diğer küçük topluluklar gibi tektanrıcı bir topluluk kurarak başarabiliriz. Tıpkı elçilerin yaşamlarında örnekleri olduğu gibi… Bunu yapabilmemiz için de bu yolda mallarıyla ve canlarıyla savaşım verecek kişilere ihtiyacımız var. Bir şekilde birbirimizi bulmamız gerekiyor. Çabalamaktan vazgeçmeyelim.

  3. Takva der ki:

    Vallahi benim imkanım olsa gerekli alanı kurar ,Allah için bu şekilde şirksiz bir yaşam tercih eden müslümanları çağırırım ama malesef .Tanıdığım kimsede yok zaten Rabbimden bir çıkış yolu göstermesini diliyorum.O’nun yolunda ve Onun rızasına uygun malını ve canını ortaya koyacak yiğitlere ihtiyacımız var dediğiniz gibi….

    • Selim Çalışkan der ki:

      “Alan”a gereksiniminiz yok. Eviniz veya işyeriniz varsa mümine kiralayın. Çocuğunuzu müminle evlendirin, mümin bir işyerine sokun. Banka hesabınızı kapatın. Taze yiyeceği marketten değil çiftçiden alın. Fiziksel olarak kopmak çok zor bir seçenek. Zaten o noktaya bir çırpıda ulaşılmaz, bunlara benzer adımlar atılmalı. Hiç bir şey yapamıyorsanız televizyonu çöpe atıp çoktanrıcıları evinizden kovun, dünyanın en kolay işi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir