İkili İlişkilerde Hatalar Üzerine Bir Deneme

Şu sıralar diğer işlerden geriye kalan zamanlarda insan ilişkilerinde hata yaptığımızda ne yapmamız gerektiği ile ilgili okuma yapıyorum. Çevremde bu tür okumalar yaptığımı bilen bazı insanlar şaşırıp “Bunu okumana ne gerek var?” diye soruyorlar. Belki siz de bu satırları okuyunca “Bunu bilmeyecek ne var?” diye aklınızdan geçirmiş olabilirsiniz. Galiba bir ön kabul olarak herkesin insan ilişkilerinde -ve diğer birçok şeyde- doğuştan tüm doğruları bildiği kabul ediliyor. Okuyorum çünkü bazı konularda tam olarak ne yapmam gerektiğini bilemiyorum. Bildiğimi düşündüğüm konularda ise doğru bildiğimden emin olmak istiyorum. Neden şöyle değil de böyle davranmam gerektiği konusunda ikna olmak istiyorum. Okuyorum, çünkü hem iyiyi hem de kötüyü bilip, bile isteye iyi olanı seçen bir insan olmak istiyorum. Bunun, oturduğum yerde sadece baş parmağımı bir cam parçası üzerinde sağa veya sola doğru sürterek gerçekleşmeyeceğini biliyorum. Bir de hata yaptığımı her seferine tek başıma anlamamın kolay olmadığını gördüğüm için, bunların beni ilgilendirdiği kadar ilişki kurduğum insanları da ilgilendirdiğini düşünüyorum. Bundan dolayı okuyup tanık olduklarımı paylaşma yükümlülüğü hissediyorum.

Konu hakkında araştırma yaparken bir videoya denk geldim. Jordan Peterson son zamanlarda Amerika’da adı sıkça duyulan bir klinik psikolog. Aşağıya eklediğim videodaki konuşmasında insan ilişkilerinin bir parçası olan evlilikte yaşanan sorunların çözümüne dair söylediklerinin kafamın içerisinde dolanıp duran sorun çözme seslerine paralellik taşıması, konu ile ilgili bir yazı denemesi yapmak konusunda beni ikna etti. Genel olarak toplumda, özel olarak da toplumun oluşmasında büyük ve önemli bir parça olan evliliklerde insanlar arasındaki iletişimin ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek yok sanıyorum. Bu konuda nasıl bir durumda olduğumuz ile ilgili olarak ülkemizde -ve dünya çapında- diğer birçok şey gibi evlilik kurumu da yaşanabilir olan eksenden gitgide uzaklaşıyor, toplumsal ve bireysel yaşam uçuruma doğru gidiyor. Türkiye, evlenen iki kişiden birinin ilk beş yıl içerisinde boşandığı bir ülke olma yolunda ilerliyor.1 Dünya geneline baktığımızda ise 1960’dan bu yana boşanma oranları %251.8 oranında arttı. -Aslında, çeşitli sebeplerden ötürü boşan(a)mayan fakat ayrı yaşayan kişileri, evli olmalarına rağmen birbirlerini aldatanları da hesaba katarsak oran daha da büyük olmalı sanıyorum.- Dahası, evlenme oranı azalırken, boşanma oranı artmaya devam ediyor. Yani toplam evlenen insan sayısı azalmasına rağmen boşanmalar artıyor. Boşanma sebepleri arasında %44 ile en büyük payı uyumsuzluk /anlaşmazlık kaplıyor.2 Uyumsuzluğun /anlaşmazlığın sebeplerinden birinin iletişim kurabilme becerisi olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla eksiklerim olan bu konuda önce kendimi düzeltmeye çalışıyorum sonrasında ise ulaşabildiklerimi sizinle paylaşıyorum.

Toplumlar birer birer evliliğin /insan ilişkilerinin taşıyıcısı olması gereken yasalardan uzaklaşıyor. Bu duruma “iyi de banane bundan” deyip geçemeyiz. Evrende bir düzen olduğu gibi insanlar arasında yani toplumda da bir düzen olmak zorunda. Zaten ahlak dediğimiz şeyin düzenlediği de bu değil mi? Örneğin evlilik gitgide “ne veriyorum, ne alıyorum, kâr mı ediyorum zarar mı, baskın taraf ben olmalıyım, olabildiğince az eziyete katlanayım, işler ters giderse bırakır kaçarım, beni memnun etmezse aldatırım, nasıl olsa yasa beni koruyor” gibi hesaplarla ayakta tutulmaya çalışılıyor. Bir tek evlilik değil, dostluk ilişkilerinde de durum aşağı yukarı benzer bir durumda. Kadın ve erkeğin çesitli ideolojiler tarafından birbirine rakip olarak gösterilmesini, cinsel aşırılıkları ve sapmışlıkları3; dergilerin, çeşitli televizyon ve video kanallarının, internet sitelerinin ince ince aşıladığı maddeci ve hazcı ahlak anlayışını da hesaba kattığınızda -bu şekilde devam etmesi durumunda- ufukta bizler için pek parlak bir gelecek gözüktüğü söylenemez. Kuran bağlısı olmaya çalışan, gerçeğe ulaşmaya çabalayanlar olarak boş boş oturup bu durumun daha da kötüye gitmesini izlemek gibi bir seçeneğimiz yok. O halde örnek bir toplumu oluşturmak için, o da olmuyorsa en azından kendimizi arındırmak için bu konulara kafa yormak zorundayız.

Önce videoyu seyredelim. Videonun başlığına takılmayın, neden evlenmelisiniz sorusuna cevap vermiyor. İngilizce bilmiyorsanız aşağıda videonun ana fikrini anlatacağım. Bilenler lütfen izlesin.

Jordan Peterson, Evlilik Üzerine

Peterson’ın video boyunca üzerinde durduğu şey ilişkilerde kaçıp gitmektense karşılıklı olarak sorun çözmenin temel alınması. Gayet açık: sorunlardan kaçmak sorunu ortadan kaldırmıyor. Çözüm getirmiyor. Üzerinden zıplayıp geçtiniz diye her gün gidip geldiğiniz yoldaki taş yok olmuyor. Peterson, sağlıklı bir toplumun sağlıklı birliktelikler kurabilmiş aileler sayesinde oluştuğunu görmüş. -Böylesine yalın bir gerçeği görmek, günümüzde artık bir beceri haline gelmeye başladığından belirtme ihtiyacı duydum.- Dahası, Amerika’daki babasızlık sorununun ne seviyeye geldiğini, bu durumun çocuklara ve dolayısıyla toplumun geleceğine yapmakta olduğu olumsuz etkiyi de biliyor. Aslında bunu çoğu Amerikalı biliyor ama yine de aralarından “Hayat kısa, o yüzden boşanın!” diye reklam yapan avukatlar çıkıyor. Peterson, anlayabildiğim kadarıyla tüm bunları hesaba katıp birlikteliklere yapıcı bir açıyla yaklaşıyor. Önce diyor ki, “Bak, ben ne olursa olsun kaçıp gitmeyeceğim!“, yani bir sınır çiziyor ve iki insanı da bu sınırın içerisine alıyor. Devam ediyor: “Senin şu şu ve şu konuda rahatsızlık hissettiğini biliyorum. Ben de bu konularda rahatsızım! O halde bir şey yapalım?! Bir seçenek bulalım. Bir çıkar yol bulalım. Çünkü eğer bunu yapmayacaksak gelecek 40 yılımız bir boks maçına benzeyecek!” Elbette Peterson’ın ne olursa olsun deyişini eşiniz tarafından yirmi yedi kez aldatılmanıza veya dostunuz tarafından otuz ikinci kez yarı yolda bırakılmanıza rağmen diye okumuyoruz. Belirli bir zamanı geride bırakmış ilişkilerin, ilişki için belirleyici olan konularda ortak bir noktada buluşmuş olduklarını zaten bilirsiniz. Peterson’ın dediği şey işte bu ortak noktaların dışında kalan alanlarda çıkan ufak tefek sorunlar yüzünden koca bir bütünü yok etmeyi tercih etmenin yanlışlığı ile ilgili.

Peterson, sorunlardan kaçmanın aynı zamanda başka sorunların varlığının bir işareti olduğunu söylüyor. Bunların başında hiçbir zaman hata yaptığımızı kabul etmemek geliyor. Bu da ciddi bir ahlaki sorun. Çünkü bu, kendimizi olmuş biri olarak kabul ettiğimizin bir göstergesi olabilir. Hatasız olduğunu içten içe düşünen insanlar için kendilerinde düzeltilecek bir şey yoktur. Her şey olması gerektiği gibidir. Günlük hayattaki tecrübelerimiz ise aksini söylüyor. Hepimizin kusurları var, hem iyilik hem de kötülük yapma seçeneğine sahibiz ve her ikisini de yapıyoruz.

Herhangi bir konuda sorun çözmeye çabalamış olan insanların çoğu, sorun çözmede önemli adımlardan birinin sorunun net bir şekilde saptanması olduğunu bilir. Bu, insan ilişkilerinde çoğunlukla tek başımıza yapamayacağımız bir şey. Bu nedenle bir sorun varsa, hele ki bu sorun iki insan arasında ise bu ancak karşılıklı olarak çaba gösterildiğinde çözülebilir. Konuşmaya sıra gelince herkes hatalarından döndüğünü, geri adım atmayı bildiğini iddia ediyor. Fakat günlük hayatta yaşadıklarımız ve yaptıklarımız aksi durumun daha büyük bir paya sahip olduğunu gösteriyor. İçten içe herkes kendisinin hatasız biri olduğunu düşünüyor. Bu da karşısındaki insan ile yeterli derecede sağlıklı bir iletişimi gerçekleştirememesi ile sonuçlanıyor. Çünkü hatasız olduğunu düşünen insana göre zaten iletişim kurulmasını gerektirecek bir konu yok. Aksine, iletişimin kesilmesini gerektirecek bir konu var. Sözgelimi, eşiyle ilgili bir konuda rahatsız olan çoğu kadın veya erkek, bu rahatsızlığını çözmek için öncelikle eşiyle enine boyuna konuşmuyor, onun yerine çeşitli yerlerde bu durumu dillendiriyor ama şu ayrıntı ile: bu rahatsızlık durumunda kendi payının olduğu gerçeğini gizliyor. Bu, dostluk ilişkilerinde de sıklıkla gözlenen bir bozulma durumu. -Benzeri durumlara kendi hayatımda çok sık tanık oldum. Tahminime göre bu yazıyı okuyorsanız siz de olmuşsunuzdur. Yok, eğer olmadıysanız oranın neresi olduğunu bize de söyleyin çünkü gerçek anlamda müslümanların çoğunlukta olduğu bir yerde yaşıyor olabilirsiniz.- Bu tür durumlarda yanlışların üstesinden gelebilmek ve sorunları çözebilmek ancak bilinçli ve karşılıklı bir çaba ile mümkün olabiliyor.

Yapılması gerekenlerden biri rahatsızlık oluşturan her ne ise bunu açıkça söylemek, yani sorunu netleştirmek, ortaya koymak. Çok basit bir şey gibi görünüyor fakat değil. Karşınızdaki insanın zihninizi okumasını beklemeyin. Bu tür beklentiler hem sizi hem karşınızdaki kişiyi daha mutsuz birine dönüştürür. Eğer bunu bile bile zihninizi okumasını beklemeyi seçecekseniz, bu seçiminizin ilişkinizi büyük oranda olumsuz etkileyeceğini unutmayın.4 Hepimiz insanız ve bazen -aslında, sıklıkla- karşımızdaki insanın ne istediğini anlayamamış; onu incittiğimizi, hata yaptığımızı fark edememiş duruma düşebiliyoruz. Bunda utanılacak bir şey yok. Sıkça rastlanılan bir örnek olarak: erkek veya kız arkadaşınızın bir hafta önce yaptığı bir şey canınızı sıktı ve bunu ona açıkça söylemediniz. Bu şekilde bir süre geçti. İçinizde büyüttükçe büyüttünüz ve başka şeyler de üst üste eklendi. Bugün sağdan soldan okuma yaparak veya -sizinle ilgili çok az bilgiye sahip olmalarına rağmen- başka insanlara danışarak -sadece bu ikisiyle- dostluğunuz /ilişkiniz nasıl düzeltilir diye araştırma mı yapıyorsunuz? Yapmamalısınız. Bunun yerine canınızı sıkan şeyi karşınızdaki ile açıkça paylaşın. Sorunun ne olduğunu açık bir şekilde saptamaya çalışın. Bunu yapmak her iki tarafın da daha sağduyulu bir şekilde düşünmesine yardımcı olabilir. Susmayı ve biriktirmeyi tercih etmeyin. Düşünceleri bastırmak, gizlemek, sonraya saklamak çoğu zaman işe yaramaz ve hatta geri tepebilir. Çözülmeyip üstesinden atlanan her sorun, sonrasında daha da büyümüş olarak günyüzüne çıkacaktır. Aşağılamaya dönüşmeyen bir tartışma yapmaktan çekinmeyin. Evlilik üzerinden örnek verirsek sanıldığının aksine hiç tartışma yapmayan çiftlerin ilişkileri, tartışma yapanlara oranla daha fazla bozulmaya eğilimli.5 Her konuda anlaştıkları izlenimini veren insanlar birbirlerini kaybetme korkusuyla bazı konularda fikirlerini gizliyor gibi gözüküyor. Bu davranış, kısa dönemde işe yarasa da uzun dönemde sorunlar meydana getiriyor.

Bir diğer önemli konu ise şikayet etme ile aşağılama arasındaki farkı anlayabilmek. Sakin anlarda bu farkı anlamak kolay fakat öfke anında anlamak ve buna göre hareket etmek gerçekten çok zor. Örneğin topluluk içerisinde yaptığı bir davranıştan rahatsız olduğunuz birine “Bu yaptığın bana kendimi huzursuz hissettirdi” demekte yanlış olan bir şey yok. Aksine, gerçekten öyle hissettiyseniz bunu bir şekilde karşınızdaki insana bildirmeniz olumlu bir harekettir. Çünkü bu, bir sorun saptamasıdır. Karşınızdaki insana bir uyarıdır. Fakat bu cümlenin devamında “… yaptığın için ne kadar düşüncesiz ve bencil bir insanmışsın!” dediğinizde işler değişiyor. Çünkü artık soruna değil, kişiye odaklanmış oluyorsunuz. Bu, bir süre sonra karşılıklı olarak birbirini aşağılama yarışına dönüşüyor. Çünkü hem karşınızdaki insan hem de siz kendinizi saldırı altında hissediyorsunuz. Bu kısır döngü devam ettikçe dostluğunuz zarar görüyor.

Bir sorun olduğunda ve bunu konuştuğunuzda karşınızdaki kişinin sizin dostunuz olduğunu unutmayın. Yani, eğer gerçekten dostunuz ise, size değer veren, seven biri. Dikkat, sevgi -sevmek- ve değer -değer vermek- yalnızca bir isim değil, aynı zamanda bir fiildir. Yani bu ikisi yalnızca sahip olduğumuz değil aynı zamanda yaptığımız, gerçekleştirdiğimiz şeylerdir. Bu nedenle birbirinize değer vermek istiyorsanız sorunlar meydana geldiğinde iletişiminizi koparmayın. İnsan beyni sosyal dışlanma durumlarına fiziksel acılara verdiği tepkiye benzer bir şekilde tepki veriyor. Yani dostunuzla iletişiminizi kestiğinizde, dışladığınızda beyine göre yalnızca onu üzmüyor aynı zamanda bacağını da kırıyor olabilirsiniz.6 Ayrıca, önemli bir yanılgı olarak, hayal kırıklığınızın büyüklüğü karşınızdaki insanı affedemeyeceğiniz veya hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlamına gelmiyor. Büyük hayal kırıklıkları yaşanan ilişkilerde tarafların birbirini affetmesi durumunda ilişki, hiçbir büyük hayal kırıklığı yaşanmamış ilişkilerdeki kadar yolunda devam edebiliyor.7

Özellikle sevgililik ve evlilik ilişkilerinin giderek dosdoğru olan yasadan uzaklaşıp yalnızca çeşitli çıkar hesaplarının, stratejik ve psikolojik savaşların -bunlarla ilgili her iki tarafa da “taktik” (=ahlaksızlık) veren yayınların çokluğuna inanamazsınız- yapılmasına evrildiği şu günlerde aşağıdaki üç ayet üzerine düşünelim:

… Onlar, sizin için örtüdür; siz de onlar için örtüsünüz. …

… O sizi bir tek nefisten yarattı. Ondan da eşini yarattı ki dinginlik bulsun. …

İçinizden kendileriyle huzura [=dinginliğe] kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve acıma var etmesi, O’nun belgelerindendir. Doğrusu, bunlarda andolsun iyice düşünen ulusa belgeler vardır.

2:187, 7:189, 30:21

İnsanlar arasındaki ilişkilerin insanın tinsel sağlığına olan etkisine tanık olmadan, bu ayetlerin ne demek istediğini sanırım tam olarak anlaşılamaz. Evlilik ilişkisinin daha önce hiç evlenmemiş olsanız bile dostluk ilişkisinden daha farklı olduğunu seziyorsunuzdur. Dinginlik bulmak, 21. yy kargaşası içerisinde çoğumuzun en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri. Birçok insan bu dinginliği bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde arıyor. Ayet, eşlerin dinginlik bulma konusunda birbirine yardımcı olacağına, sevgi ve acıma duygusuna işaret ediyor. Fakat öyle görünüyor ki günümüz insanına uzaktan sesleniyor çünkü birbirine dinginlik verebilen, birlikteliğini birbirlerine karşı baskın olma savaşı yerine sevgi ve acıma üzerine yetiştiren eşlerin sayısı çok azalmış durumda. Dahası, evliliğin, şu anda yetişmekte olan kesim arasında aşağılık, boşuna dert, çile, daha fazla yük olarak görülmesi ve çeşitli ideolojiler ile bu düşüncelerin sürekli olarak destekleniyor olmasını da hesaba katarsak, evlilik ilişkilerinin bir süre sonra daha da içinden çıkılmaz bir hâle gelebileceğini görmek çok zor değil. Bu konu üzerine sağduyulu bir şekilde düşünmedikçe, önümüze hazır konulan yapay ve geçiçi çözümlerde dinginlik aranmaya devam edilecek. Yani, çabucak gelecek olan çağırılacak. Oysa, daha kalıcı olanın çağırılması gerekiyor.

2:187’deki örtü benzetmesini -bazı çevirmenler elbise kelimesini kullanıyorlar- çok beğeniyorum. Örtü /elbise nedir? Ne işe yarar? Allah, birbirimizin örtüsü /elbisesi olmamız ile ne demek istiyor acaba? Bunun üzerine biraz düşünmek lazım. Hatta bir kalem kağıt alıp, örtü /elbise dediğimizde aklımıza gelenleri bir tarafa yazıp, sonrasında onun karşı tarafına da şu an olan durumu yazmak gerek. Böylece aradaki dev fark daha da net bir şekilde görülür…

Peki, Kuran bu kalıcı ve iyi olana ulaşmamız için insan ilişkilerine dair bize neler öneriyor? Bunlar arasında olduğunu düşündüğüm hatırlatmalardan bir iki tanesi şunlar:

Kusurları Affedici Olun, Öfkeyi Yutun, Birbirinizi Ayıplamayın

Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler. Öfkelerini yutanlardır onlar, insanları affedenlerdir. Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever. (3:134)

Affetmeyi esas al. İyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir. (7:199)

Onlar (İnanıp güvenen ve Sahibine dayananlar), günahın büyüklerinden ve tüm iğrençliklerinden uzak dururlar. Öfkelendikleri zamansa, affedenler onlar olur.(42:37)

Ey inanıp güvenenler! Varsayımların çoğundan kaçının. Bazı varsayımlar kişiyi doğrulardan uzaklaştırır. Kimsede kusur aramayın; birbirinizi arkadan çekiştirmeyin. Hanginiz ölü kardeşinizin etini yemek ister ki! Bundan tiksinirsiniz. Allah’tan çekinin; Allah dönüşleri (tevbeleri) kabul eder, ikramı boldur. (49:12)

Hatalara, kusurlara karşı affedici olun. Kendimiz için yapabileceğimiz iyi şeylerden biri kendimizi hataları, kusurları affedebilen bir insan olarak yetiştirmek. Hatasını görüp devamında kabul edebilen insanın en büyük cezası zaten kendi vicdan cezasıdır. Sonrasında geriye hatayı yaptığı insanın gönlünü alması, kendini affettirmesi kalıyor. Aslında burada bir karşılık söz konusu. Taraflardan birinin hatasını anlayıp kendini affettirmesi gerekiyorken diğer tarafın ise affetmeye açık olması gerekiyor. Bunun iki taraf için de bir sınav olduğunu düşünüyorum. İki taraf da üzerine düşen sorumluluğu yapmayınca, uzlaşmaya açık olmazsa ne olur? Bir taraf değil, iki taraf da kaybeder. Bunun bir toplumda çok sık olması ise uzun bir süreçte o toplumun da kaybetmesine neden olur. Yüce Allah’ın bizlere önerilerde bulunması hiçbir zaman boşuna değildir. Her öğüdün, her hatırlatmanın altında hem insanın kendisi için hem de toplumu için iyilik getirecek gerçekler yatmaktadır.

Birbirinizi ayıplamayın, yapılan yanlışlardan dönülebileceğini hatırlayın. İyiye yönelmiş ilişkilerde insanlar herhangi bir sorun ortaya çıktığında bu sorunu ortak ve yalnızca o anki durum ile ilgili bir problem olarak görüyorlar. Kötüye yönelen ilişkilerde ise ortaya çıkan sorun karşı tarafın kişisel ve sürekli devam edecek bir problemi olarak görülüyor.8 Çoğu şey zamanla değişebilir, hatalar düzeltilebilir. Hele ki bir de her şeyinizle Allah’a ait olduğunuzu ve ona döndürüleceğinizi sürekli akılda tutuyorsanız. Bu nedenle olumlu sonuçlarına bakılırsa yukarıdaki iki grup arasından ilk grupta olmaya çalışmak gerekiyor. Bunun ise ancak bilinçli ve sürekli bir çaba ile mümkün olduğunu unutmamamız gerekiyor. Unuttuğumuzda birbirimize hatırlatmalıyız. Hatırlatmak fayda sağlar.9

Öfke ile hareket etmeyin, duygusallığa yenilmeyin. Sadece duygu ile hareket etmek sağduyulu düşünceye zarar verir. Anlık olumsuz duygusal yüklenimlerle verilen kararlar çoğu zaman kötü sonuçlar doğurur. Duygu ve mantık dengesini sağlamak vereceğiniz kararların doğruluğuna olumlu katkı sağlar. Duygusal olmak gereken zamanlar olduğu gibi mantıklı davranmak gereken zamanlar da vardır. Ayrıca olumsuz duygular içerisinde kararlar vermek tinsel sağlığınızı da olumsuz etkiler. Duyguların ve tehdit algısının merkezi olan amigdala, öfke ve stres benzeri duygu anlarında hipokampuse o an yaşananları hafızaya kaydetmesi için haber yollar. Bu, aslında vücudun kendisine tehlikeli anları ezberletme mekanizmalarından biridir. Beyniniz ise hafızanıza kayıt edilen bu anılarınızı her seferinde ilk kaydediliği gibi geri getirmez. Beyin, anıları her geri getirdiğinde onları bir bağlam içerisinde tekrar oluşturur. Bu geri getirmeleri örneğin bir depresyon veya öfke anında yaparsanız anılarınızı biraz daha karamsar görmeye başlayabilirsiniz. Bu nedenle öfke ve diğer olumsuz duygu anlarında birbirinize sakinleşmek için zaman verin. Benim çevremde gözlemlediğime göre anlık öfkeyle hareket eden insanların büyük çoğunluğu sonradan pişman oluyorlar. Fakat genelde hatasından ya geri dönemiyor ya da dönmüyorlar. Atasözleri bilindiği üzere rastgele bir biçimde günümüze kadar gelmezler. Bu bağlamda “Öfkeyle kalkan zararla oturur” atasözünün günümüze ulaşmış olmasının bir anlam ifade ediyor olması gerek, değil mi?

Suçsuz Rolü Yapmayın, Hatalarınızı Kabullenin, Böbürlenmeyin

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme… (17:37)

İşte, Sonsuz Yaşam Ülkesi! Onu, yeryüzünde büyüklük taslamayanlara ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere vereceğiz. Çünkü sonuç, sorumluluk bilinci taşıyanlarındır. (28:83)

“İnsanları küçümseme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Kuşkusuz, Allah kendini beğenip övünenlerin hiçbirini sevmez!” (31:18)

 …kendi kendinizi temize çıkmış göstermeyin; kimin sakındığını en iyi bilen O’dur. (53:32)

Sürekli özeleştiride bulunan kişiye and içerim. (75:2)

Sürekli suçsuz gibi davranmak, kendini aklamak bir yerden sonra gelecekte yapacağınız iyiye yönelik davranışlarınızı da sınırlar. Kendinizi hatasız olarak kabul ettikçe, ileride hata yaptığınızda bunu fark etme ve kabullenme olasılığınız azalır.10 Bir diğer söyleyişle, ahlaki olarak tamam olduğunuzu düşündüğünüzde ahlaksız davranmaya daha elverişli hâle gelirsiniz. Onun yerine sürekli olarak kendinizi eleştirmeye hazır olmak, hata yapabileceğinizi aklınızda tutmak benlik değerinizi yükseltecek davranışlar için açık ve tetikte olmanıza yardımcı olur. Kendi çabanız dışında, çevrenizde doğru ya da yanlış yaptığınız anlarda bu iki zıt durumu birbirinden ayırt ekmeksizin sizi pohpohlayan değil, yanlış yaptığınızda bunu size söylemekten çekinmeyen gerçek dostlarınızın sayısını çoğaltmak da işe yarayabilir. Çevrenizde olan kişiler, kişiliğinize de etki edebilir. Üzüm üzüme baka baka kararır. Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan…

İnsan, doğası gereği hata yapar. Zaten hata yapma durumu olmasa her şey olması gerektiği gibi olurdu. Esas önemli olan şey hata yapmamak değil, yapılan hataları fark ettiğinde bunlardan vazgeçebilmek, geriye dönebilmektir. Hepimizin hata yapabileceğini unutmamamız gerekiyor. Bu nedenle insanlarla ilişki kurarken, şu cümle aklımızın bir köşesine yerleştirmemiz gereken bir cümle olabilir: “Seni affediyorum çünkü mükemmel değilsin.” Hiçbirimiz değiliz. Varlık değerimizi belirleyen şeylerden biri de bu durumun farkında olup, sorumluluk üstlenip kendimizi iyileştirmek için uğraşmamızdır. Mükemmel olmaya çalışmayın veya öyleymiş gibi davranmayın, sadece iyiye yönelik ilerleme göstermeye çabalayın ve yanlışlarınızdan vazgeçin. Bunu yazması kolay, fakat hayata yansıtmak gerçekten zor ve ciddi bir uğraş gerektiriyor. Sürekli olarak kendinizi gözlemlemenin, yanlış bir şey yapıp yapmadığınızı tartmanın; yanlış yaptıysanız düzeltmenin pek de kolay bir yükümlülük olmadığını düşünüyorum. En azından kendi açımdan bu şekilde hissediyorum. Kendinizi dünkü siz ile kıyaslayın. Bugün daha iyi bir insan oldunuz mu? Bugün önceden yaptığınız bir yanlıştan vazgeçtiniz mi? Bugün dün ortaya çıkan hangi sorunu çözdünüz? Dün yaptığınız bir hatadan ötürü sızlayan vicdanınızı bugün dinliyor musunuz? Yoksa üzerine toprak atıp gururunuz /kendinizi temize çıkarışınız /büyüklenişiniz yüzünden sesini daha da duyulmaz bir hale mi getiriyorsunuz?

Hata yapıp affedilmenin şöyle ilginç bir yanı da var: hata yapmak ve bunun farkında olmak suçluluk ve utanç duygusunu arttırır. Bu iki duygu insan beynindeki ödül merkezini harekete geçirir. Bu duygulara kaygı da katılır. Aslında bu durum çözülmesi gereken bir sorunun olduğunun vücudunuz tarafından size gönderilen işaretidir. Kısa süreli suçluluk, utanç ve kaygı iyi itkilerdir. Böyle durumlarda hiçbir şey yapmamak, yani bu duyguların uzun süre üzerinizde kalmasına izin vermek sıkıntı ve endişenizi daha da arttırır. O zaman bunun dengeleyicilerinden biri nedir dersiniz? Şükran duygusu. Yani ilişkilerdeki hatalar üzerinden gidersek hatanızdan (suçluluk, utanç ve kaygı oluşması) sonra göstereceğiniz çaba sonucunda affedildiğinizi (şükranın oluşması) bilmek. Bu duyguyu hem affeden taraf, hem de affedilen taraf yaşıyor. Şükran deyip geçmemenizi, üzerine düşünmenizi tavsiye ederim.11 Bunları okuyunca her şeyde mantık arayan veya her basit gerçek için bilimsel çalışma arayan biri gibi göründüğümü düşünebilirsiniz fakat esas yapmak istediğim şey gerçeğe tanık olmak ve hatırlatmak. Tanık olduktan sonra günlük yaşamınızda içinizdeki itkiler sizi daha da güçlü bir şekilde olumlu yönde davranmaya yöneltiyor. Düşündüğünüz şeyden emin oluyorsunuz.


Ne yazık ki modern dünyanın üzerine kurulduğu ideoloji olan bireycilik -ve yanından ayrılmayan yancıları- insanları burada birkaçının ismi geçen temel ilkelerden /yasalardan uzaklaştırıyor. Kendi başına biri olmama rağmen bunun zararlarını hem kendimde hem de çevremde görebiliyorsam siz de görebiliyorsunuzdur. Artık ister evlilik ve sevgililik bağları olsun ister dostluk bağları olsun insanlar arasındaki bağlar zayıfla(tıl)mış bir durumda. Karşınızdaki kişi hoşunuza gitmeyen bir şey mi yaptı? Dostluğunuzu hemen bitirin; düzeltmeye çalışmak da neymiş? Kimse sizden değerli değil, onun gibi yirmi bin iki yüz altmış beş tane daha bulabilirsiniz. Canınızı mı sıkıyor? Hayatınızdan çıkarın gitsin. Hiçbir şey sizin mutluluğunuzdan önemli değil, yalnızca kendi mutluluğunuzu önemseyin. Başkalarının mutluluğunu ise yalnızca sizin mutluluğunuza zarar vermediği sürece önemsiyormuş gibi yapın. Hazcılığın ve bencilliğin kokmaya mahkum hapishanelerinde esir olun ama bunu yaparken sanki iyi bir insanmış gibi davranmayı ihmal etmeyin. Bireycilik, maddecilik, hazcılık ideolojileri budur ve sonucunda paramparça olmuş, birbirine güvenmeyen, birbirini sevmeyen, birbirinin kuyusunu kazan, birbirini yalnızca alt edilmesi gereken rakipler olarak gören insanlar yetiştirir. Bireyler ve onların sorumluluklar ile bağları koparılmış hakları yüceltilir, özgecilik aşağılanır. Toplum, aile ve geriye kalan ne varsa hepsi birey için feda edilir. Bu durum yeteri kadar uzun bir süre sonunda toplumların sonunu getirecektir.

Sona gelirken şunu da söylemek istiyorum, ben de uzunca bir süre bazı konularda yapmayacağım şeyleri söyleyerek yaşamış12; kendimi temize çıkarmışım.13 Kuran okumaya ilk başladığım zamanlarda uygulama olarak bir iki ufak detay dışında hayatımda hiçbir şeyi değiştirmemişim. Bu durumun farkına varmadan önce yalnızca okuyunca hayatıma şıp diye yansıtabileceğimi sanıyordum ve çevreme de okuduklarımla ilgili hatırlatmalar yapıp kendimce onları iyiye yönlendiriyordum.14 Oysa bunların bazılarının gerekliliği konusunda kendimi emin bir duruma getirmiş değildim. Dolayısıyla da sorumluluklarımı tam anlamıyla yerine getir(e)medim. Bu durumun, kendime ve çevremde değer verdiğim insanlara zarar verdiğine tanık oldum. Bu yazı da hem tanıklığımın ve bedel ödemiş -ve ödüyor- olmamın bir belgesi hem de gelecekte de bu hataları yapabilme olasılığımı kendime hatırlatmak için bir not.

-Yazım hatalarını düzeltmek için yazının buradan yukarısını birkaç defa okudum. Hem hataları düzelttim hem de bol bol güldüm. Fakat normal bir gülme değil. Ağızdan nefes vermeyle başlayan bir çaresizlik gülmesi. Çünkü bunları yazmak, çok açık ve anlaşılabilir olan bazı şeyleri böyle delillere dayandırarak anlatmaya çalışmak bana gülünç geliyor. Bunları hem kendime hem de çevreme hatırlatmak zorunda kaldığım için utanıyorum. Bu, masanın üzerindeki elmanın, elma olduğunu kanıtlamaya benziyor. Birileri inatla “hayır, bu elma değil, bir armut!” diyor. Elmanın elma olduğunu nasıl kanıtlayabilirim? Dahası, kanıtlamama gerek mi var? Görünüşe göre evet, var. Çünkü masadakinin armut olduğunu savlayan karşıt propaganda çok ama çok güçlü. Televizyonda, sosyal medyada, haber sitelerinde, okulda, iş yerinde, sokakta ve diğer her yerde kafalarımızın içerisine doğru olduğu iddia edilen bir şeyler sokulmaya çalışılıyor. İşin kötüsü, bu o kadar sık ve incelikle yapılıyor ki çoğumuz farkına bile varamıyoruz ama yine de bile isteye bunu yapanların peşinden koşturmaya devam ediyoruz. Bir işten boşalınca başka işe koyulacağımıza, bir boş işten boşalıp başka bir boş işe koyulup duruyoruz. Bu boş şeylerin peşinde tükettiğimiz zamanın haddi hesabı yok. Ben kadınların tarafından düşününce makyaj kanallarına harcadığım zamanın onda birini biriyle olan sıkıntımı çözmeye -yani iyi bir şey yapmaya- harcamadığım için kendimden utanıyorum. Erkeklerin tarafından düşününce ise futbol maçlarına harcadığım zamanın onda birini biriyle olan sıkıntımı çözmeye harcamadığım için kendimden utanıyorum. Sorun çözmeyi de geçtim, en genel anlamıyla iyilik için çalışmaktan bahsediyorum. Öldükten sonra saatlerce makyaj videosu /futbol maçı izlemiş biri olursam Allah’a nasıl hesap vereceğim, bunu düşünüyorum. Hatta sonrası da değil, hasta yatağımda yatıp ölümü beklerken tüm bu yaptıklarımın ağırlığına nasıl dayanacağım, bundan korkuyorum. Öldükten sonra benim önüme iyi bir insan olmak için harcadığım zaman ile bu boş işlere harcadığım zamanın bir karşılaştırması konulursa, donup kalarak “keşke toprak olsaydım” demekten çekiniyorum. Bir para verip alabileceğim araba yerine on para verip araba alınca, iyilik için harcayacak olsam bu on paralık arabanın fiyatı kadarını ne kadar zamanda harcarım yoksa fakirlikten korkup cimrilik mi ederim? diye düşünüp kendimi sorguya çekiyorum. Bu, sağlıklı bir düşünme şekli mi yoksa değil mi bilmiyorum ama bu düşündüğüme cevap olarak genelde söylenen tek şey “bir daha mı geleceksin dünyaya” lafı oluyor. Oysa, ben de tam olarak o sebepten ötürü böyle düşünmeye başladım. Esas cimriliğin, ihtiyaç duymadığım -veya maddecilik dinine direndiğim- için almadığım birtakım şeylerin olması değil, iyilik için harcayabileceğim kadar olmasına rağmen iyilik için harcamamak olduğunu düşünüyorum.-

Sahibimiz bizlere sayamayacağımız kadar çok iyilik verdi. Bunların bir kısmını kaybediyor oluşumuz yine kendi ellerimizin yaptıklarından kaynaklanıyor.15 Dünyada birileri dosdoğru olandan /Allah’ın değişmez yasalarından insanları uzaklaştırmak için gece ve gündüz çalışmaya devam ediyor. Eğer sağduyulu insanlar kötülük için çalışanları saptayıp önlem alarak iyilik için çalışmazlarsa; yüke ortak olmazlarsa sonuçta hepimiz birlikte kaybedeceğiz. Her şey birbiriyle bağlantılı. Sözgelimi evinizin bahçesinde açan bir çiçeğin var olabilmesi için bütün evrenin var olması gerekiyor. Tüm evren, bahçenizdeki o minicik çiçeğin açabilmesi için birlikte bir düzen içerisinde hareket ediyor. İşte bizlerin de kötülüklere karşı koyup, iyilikleri çoğaltabilmemiz için birbirine ve dosdoğru olana sıkıca tutunmuş16, sağduyulu topluluklar oluşturmamız gerekiyor. Bunu yapabilmenin bir kısmı önce kendimizi ahlaki olarak sorgulayıp doğru yolu bulma çabası ile başlar, devamında bu temel üzerine yükselmiş bir aile kurmaya uzanır. Bu aileler birbirlerinin sorunlarını bilen, birbirlerine destek olan, iyilikleri çoğaltmak için bir araya gelen sokaklar oluşturur. Bu şekilde devam ederek bir topluluk meydana gelir. Fakat bunun için -hele ki içinde bulunduğumuz şartları düşünürsek- çok ciddi ve yorucu bir çaba gerekiyor. Nasıl ki Dünya’nın, Güneş’in etrafında dönmesi bir yasaya bağlı ise, toplumların var olup yok olması da yasalara bağlıdır. Bu yasalardan uzaklaşırsanız yok olursunuz. Bu yalın gerçeği görmeyenler, daha doğrusu görmezden gelenler yakın zamanda kendilerine gelecek bir zevki istiyorlar, sonrasını ise yok sayıyorlar; heveslerini ilah ediniyorlar. Daha kendi yaptığımız hatalar için geri adım atamazken, böyle bir toplumu oluşturmak şimdilik pek mümkün gözükmüyor. Fakat unutmayalım ki bir toplumun iyiliğe ulaşması öncelikle o toplumdaki insanların kendilerini arındırmaları ile başlar. Çalışmak bizden, başarı ise Yüce Efendimizdendir.

… Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar, birey olarak içlerindekini/birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmez. …

13:11

Dipnotlar

  1. TÜİK, Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2017
  2. Divorce Rate by Country: The World’s 10 Most and Least Divorced Nations
  3. Yalnızca eşcinsellikten veya cinsel ilişkilerdeki sınır tanımamazlıklardan bahsetmiyorum. Örneğin Batı’da bazı yerlerde hayvanlarla cinsel ilişkiye girmenin doğal karşılanmaya, hatta yasalaşmaya başladığını duymuş muydunuz? Yahut doğa ile cinsel yakınlaşmanın (bkz: ecosex, ecosexual) tartışıldığını duymuş muydunuz? Veya kişilerin kendi kendisiyle (bkz: self marriage) evlendiğini? Tüm bu olanlar arınmak ve anlamak için çabalayanlara bir şeyler anlatıyor olmalı.
  4. Bir araştırma, destek arayışlarını karşısındaki ile doğrudan paylaşan insanların %61 oranında bu desteği aldıklarını hissettiklerini gösteriyor. Kaynak: 100 Simple Secrets of Great Relationships, sayfa 56.
  5. Married couples who report they never argue with each other are 35 percent more likely to divorce within four years than are couples who report regularly disagreeing. – 100 Simple Secrets of Great Relationships, sayfa 26. Dayanılan kaynak: Vaughn, L. 2001. “The Relationship Between Marital Satisfaction Levels Associated with Participation in the Free and Hope-Focused Marital Enrichment Program.” Ph.D. dissertation, Regent University
  6. Eisenberger, N. I., Jarcho, J. M., et al. (2006). An experimental study of shared sensitivity to physical pain and social rejection. Pain, 126 (1–3): 132–138.
  7. Studies find that those who have experienced a significant disappointment from their partner and have successfully granted their forgiveness to their partner are as likely to maintain a satisfying relationship as are those who had never experienced a similar disappointment in their relationship. – 100 Simple Secrets of Great Relationships, sayfa 104. Dayanılan kaynak: Alvaro, J. 2001. “An Interpersonal Forgiveness and Reconciliation Intervention: The Effect on Marital Intimacy.” Ph.D. dissertation, New Orleans Baptist Theological Seminary
  8. The Science of Trust: Emotional Attunement for Couples, sayfa 41: Happy couples presented issues as joint problems, and specific to one situation. Unhappy couples, on the other hand, presented issues as if they were symptoms of global defects in the partner’s personality.
  9. Öğrenmeyi zamana yaymanın olumlu etkisinden bahseden bir haber için şuraya bakabilirsiniz. Hatırlatmanın da benzer bir işlevi olduğunu düşünüyorum; hatırlatılan şeyin içselleştirilmesine katkı sağlıyor. Değerlerin içselleştirilmesi, insanda bulunan ödül ve ceza mekanizmalarına doğrudan etki ediyor. Örneğin ahlaksız davranışları yaptıkça ve bunların yapılmaması gereken şeyler olduğunu kendinize -ve diğer insanlara- hatırlatmadıkça içsel mekanizmalar da buna göre kendini güncelliyor; yanlış davranışlar gitgide yanlış olmaktan uzaklaşıyor, normalleşiyor. -Yüce Allah’ın, Kuran’ın bir hatırlatıcı olarak tanımlamasının ve onu sürekli olarak okumamızı istemesinin nedenlerinden biri belki de budur.- Şu an vaktim olmadığı için kaynak tarayamadım fakat bununla ilgili başka çalışmalar olduğuna da eminim.
  10. Bununla ilgili çalışmalardan biri için bakınız: Sachdeva, S., Iliev, R., Medin, D. L. (2009). Sinning saints and saintly sinners: The paradox of moral self-regulation. Psychological Science. 20(4) 523-528.
  11. Şükran duygusu en başta tinsel durumunuzu olumlu anlamda etkiler. Bu duyguyu bolca yaşayan insanlar hem fiziksel hem de tinsel olarak daha sağlıklı olma eğilimindeler. Şükran duygusu intihar düşüncesini ve anksiyeteyi azaltır. Sosyal ortamlarda iletişim kurmanıza olumlu yönde etki eder. Uykudan aldığınız faydayı arttırır. Dopamin ve seratonin salgılanmasını sağlar. Bu duygunun etkisi, içinde bulunduğunuz tinsel durum ne kadar ağırsa o kadar da fazla olur. Bu verdiğim örneklerle ilgili birkaç araştırma için şu kaynaklara bakabilirsiniz:
    Kleiman, E. M., Adams, L. M., et al. (2013). Grateful individuals are not suicidal: Buffering risks associated with hopelessness and depressive symptoms. Personality and Individual Differences, 55(5): 595–599

    Watkins, P. C., Woodward, K., et al. (2003). Gratitude and happiness: Development of a measure of gratitude, and relationship with subjective well-being. Social Behavior and Personality, 31(5): 431–452.

    Froh, J. J., Yurkewicz, C., & Kashdan, T. B. (2009). Gratitude and subjective well-being in early adolescence: Examining gender differences. Journal of Adolescence, 32(3): 633–650.

    Ng, M. Y., & Wong, W. S. (2013). The differential effects of gratitude and sleep on psychological distress in patients with chronic pain. Journal of Health Psychology, 18(2): 263–271.

    Hill, P. L., Allemand, M., & Roberts, B. W. (2013). Examining the pathways between gratitude and self-rated physical health across adulthood. Personality and Individual Differences, 54(1): 92–96.
  12. Ey iman sahipleri! Yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir günahtır. (61:2-3)
  13. Küçük suçlar dışında, büyük suçlardan ve sağtöreye uygun olmayan edimlerden kaçınanlar için, kuşkusuz, Efendinin bağışlaması çok geniştir. O, sizi topraktan yarattığında da annelerinizin karınlarında dölüt durumundayken da sizi bilir. Öyleyse kendinizi temiz görmeyin. O, kimin sorumluluk bilinci taşıdığını da bilir. (53:32)
  14. İnsanlara iyi olmayı emredip kendinizi unutuyorsunuz, öyle mi? Bir de Kitab’ı okuyorsunuz. Hiç aklınızı kullanmaz mısınız? (2:44)
  15. Başınıza ne gelse kendi elinizle yaptığınızdan dolayı gelir. Allah bir çoğunu da bağışlar. (42:30)
    İnsanların, kendi elleriyle yaptıkları şeyler yüzünden karada ve denizde bozulmalar olur. Bu, ettiklerinin bir kısmını bulsunlar diyedir; bakarsın vazgeçerler. (30:41)
  16. Dinde zorlamak yoktur. Doğruluk, sapkınlıktan açıkça ayrılmıştır. Kim katışıksız dini kirletmek için uğraşanlara arkasını dönerek Allah’a inanırsa, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam tutanağa tutunmuştur. Çünkü Allah, Duyandır; Bilendir. (2:256)
Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

İkili İlişkilerde Hatalar Üzerine Bir Deneme için 1 cevap

  1. Gelenekçi-ezberci kafadan birine evlilik tavsiyesi veren ayetleri sorsak herhalde toplumsal ilişkilerle ilgili olan ayetleri hatırlamaz, atlardı. Hatırlattığınız ayetlere, yaşamın sıfır toplamlı bir oyun olmadığını bildiren ayetlere, yani kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi tavsiye eden, iyiliğin katlanarak “ücretsiz” artırılacağını müjdeleyen ayetler de eklenebilir.

    Yakın zamanda yapılmış yorumlarda hem gelenekçilerin, hem de reformcu-modernistlerin ve “Yalnızca Kuran”cıların üzerinden atladıkları odak noktalarından biri Kuran’ın toplumları açıkça yok etmekle tehdit ediyor olması. Verdiğiniz kaynaklardaki grafikleri bir matematikçinin, mühendisin veya herhangi bir bilimadamının yapması beklendiği üzere uzatırsak, ortalama evlilik süresinin sıfıra, toplam evlilik sayısının sıfıra, yetiştirilen çocuk sayısının sıfıra gittiğini görürüz. Kuran’ın “bakarlar da göremezler” dediği bu olsa gerek. Modern insanın yok olmasının kırk türlü gerekçesi matematiksel bir sabitlikle göz önündeyken, efendim aile içi şiddetle, efendim nefret suçlarıyla, terörle, işsizlikle, ekonomik krizle oyalan dur…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir