Rasûlüllâh (s.a.v.)’den 3 Hadîs-i Şerîf

Geçen gün bir arkadaşımın masasında aşağıda fotoğrafını koyduğum üzerinde birkaç tane söz (hadis) olan kağıt parçasını gördüm. Elçinin sözü olduğu iddia edilen üç sözü bir kağıda basmışlar ve dağıtmışlar. Bu yazıda bu kağıtta yazanları inceleyip Kuran’ın bize anlattığı elçi ile bu kağıt üzerinde yazanların kendi sözleri olduğu öne sürülen elçinin aynı elçi olup olmadığını göstermeye çalışacağım.

Çok uzundu okumadım veya “Haa, bu adam hadis inkarcısı” özeti: Fotoğraftaki sözleri okuduktan sonra şu gerçek üzerine düşünelim: 25:301 ayeti, elçinin din gününde yapacağı şikayeti haber veriyor. Elçi, toplumundan Kuran ile olan bağlarını kopardıkları için şikayetçi olacakken, kendi toplumlarındaki insanların bu bağı güçlendirmeleri için didinen kişilerin elçinin düşmanı olmaları mümkün olabilir mi?

Kağıtta yer alan üç söz (hadis) de temelde aynı şeyden söz ediyor. Birileri hadisleri önemsemeyecek onun yerine Kuran’a ağırlık verecek. Bunları okuyan ve henüz bu konulara kafa yormamış biri olsak ne düşünürüz? Yani burada yazanlar bizi neye ikna etmeye çalışıyor? Elçinin haram kıldığı şeyleri de haram kabul etmeye, hadisleri de tıpkı ayetler gibi kabul etmeye, sadece Kuran demenin doğru bir şey olmadığına; kısacası Allah’ın emri ile elçinin emri arasında ayrım olmayacağına ikna etmeye çalışıyor.

Acaba bu sözler, Allah’tan geldiğine güvendiğimiz Kuran’ın süzgeçinden geçebilecek sözler midir? Eğer geçemiyorsa, bu sözleri elçinin gerçekten söylediğini düşünebilir miyiz? Elçi, kendisine yüklenen görevin ciddiyetini yeterince kavrayamamış mıdır ki Allah’ın buyruklarına aykırı hareket edecek veya o buyruklara kendi isteğine göre ekleme çıkarma yapabilecek yürekliliği göstersin?

O zaman tüm bu velvele ne diye kopuyor? Çünkü böyle olması birilerinin işini kolaylaştırıyor. Birilerinin ekmeğine yağ sürülüyor. Birilerinin cebini dolduruyor. İyilik ve kötülük birbiriyle savaşıyor. Zaten buraya bunun için gelmedik mi? Şeytan doğru yolun üzerine oturmayacak mıydı?

Bu sözlerin savunucuları, sünneti izlediklerini, yani elçiye uyduklarını söyleyerek yalnızca Kuran’a yönelenlere karşı çıkıyorlar. Bu düşünce ne zaman aklıma gelse, sürekli olarak elçinin sünnetiyle ilgili en iyi bildiğim şeyin Kuran’a çalışmak olduğunu düşünürüm. Bu adam, gece gündüz bu kitap ile ilgilenen bir adam. O zaman onun yaptığı gibi biz de gece gündüz kitapla ilgilensek, kitabın bizden ne istediğini anlamak için çaba harcasak, elçinin sünnetini izlemiş olmaz mıyız?

Peki, elçiyi takip ettiğini öne sürenler şu an ne yapıyorlar? Bilmem kaç kere falanca şeyi okursanız günahlarınız bağışlanacak, bilmem hangi zaman bilmem ne kadar rekat namaz kılarsanız şu ve bu olacak ve benzeri hiçbir şeyi iyileştirmeyen yalanların veya elçinin hayatıyla ilgili hemen hemen hiçbir önemi olmayan gereksiz ayrıntıların peşinde koşuyorlar. Müslümanların çoğunluğu Kuran’dan o kadar uzak ki, iyilik yolunun düşmanlarının eline toplumu birbirine düşürmek için gereken her şeyi bizzat kendileri veriyor. Şeytan olsaydım ve bu manzarayı seyretseydim, herhalde olabilecek en sinsi sırıtmalardan kendime bir sıralama yapar o sıraya göre sırıtırdım.

Şimdi, madem ki elçiyi izlemek bu kadar önemli, o zaman bakalım Allah elçinin ağzından çıkan hangi sözleri bize ulaştırıyor ve bu konuda bize neler söylüyor. Öyle ya, elçiyi izleyeceksek, Kuran’da yer alan “De ki” ile başlayan cümleler ve doğrudan elçiye yöneltilerek kurulan cümleler elçinin hayatında izlediği yolu görmemiz açısından çok değerli cümleler değil midir? Herkes kendi karşılaştırmasını yapsın diye bu cümlelerden bazılarını buraya aktarıyorum.

Efendinden sana bildirilene bağlı kal. O’ndan başka Tanrı yoktur. Ortaklar koşanlardan da yüz çevir. (6:106)

Efendinizden size indirilene bağlı kalın. O’ndan başka bir de ayrıca dostlar edinmeyin. Ne denli az öğüt alıyorsunuz?

Onlara bir mucize getirmediğinde; “Onu uydursana!” derler. De ki: “Ben, yalnızca, Efendimden bana bildirilene bağlı kalırım. İşte bu, Efendinizden aydınlanma kaynağıdır. İnanan bir toplum için de yol gösteren ve rahmettir!”

7:3, 203

Herhangi bir kaynağı, Kuran’ın önüne geçirdiğimizde tam olarak “Onu uydursana!” diye seslenenlerin istediği şeye kapı açmış oluyoruz. Elçi bunlara karşı “Ben yalnızca bana bildirilene bağlı kalırım” diyor sürekli. Bu yazıyı yazarken ben de bunu söylüyorum. Birtakım kişiler bana başka bir şeylere uymam gerektiğini söylüyor, ben de bu yazıyla benden bunu isteyenlere sadece elçiye indirilene, bize ulaşana bağlı kalacağımı söylüyorum. Elçinin sünnetini uyguluyorum.

Oysa ayetlerimiz onlara açık kanıtlarla okunduğunda, Bize kavuşacaklarını düşünmeyenler, şöyle dediler: “Bundan başka bir Kur’an getir veya Onu değiştir!” De ki: “Onu, benim değiştirmem olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana bildirilene bağlı kalırım. Kuşkusuz, Efendime karşı gelirsem, Büyük Gün’ün cezasından korkarım!”

10:15

Bundan başka bir Kuran getir” demek, “Bize okuduğun bazı kurallar kurduğumuz çıkar düzenini bozuyor, bu kurallardan hoşlanmadık. Bunları değiştir.” demek olabilir mi? Elçi buna cevap olarak benim onu değiştirmem mümkün değil diyor. Bir şeyi değiştirmek ona ekleme çıkarma yapmakla da gerçekleşebilir. Elçi bunların hiçbirini yapmıyor, yapamaz da. Çünkü yaparsa, Allah’tan aldığı haberi, insanlara ulaştırma görevini yerine doğru bir şekilde getirmemiş olur.

Kendilerine okunan Kitap’ı, sana indirmiş olmamız, onlara yetmedi mi? Aslında, işte bunda, inanan bir toplum için kesinlikle bir rahmet ve bir öğreti vardır.

29:51

Evet, kitabın okunması yetmiyor mu size? Yoksa kitabı hiç okumadığınız ve dinlerken de bilmediğiniz bir dilde dinlediğiniz için yetmeyeceğini mi sanıyorsunuz? Yani, bu kitabı enine boyuna öğrendiniz, yine de aradığınızı bulamadınız da mı yanına ek başka bir şeyler isteyip duruyorsunuz? Kitaplar yüklenmiş eşeklerin durumuna düşenler gibi mi olacaksınız? Üstelik kitap sizi onların durumuna düşmeyin diye uyarıyorken?

Artık, sana bildirilene sımsıkı sarıl. Kuşkusuz, sen, dosdoğru yol üzerindesin. 43:43

De ki: “Ben, elçiler arasında yeni bir şey türetmiş değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Yalnızca bana bildirilene bağlı kalıyorum. Zaten ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim!” 46:9

Bundan sonra, artık, hangi söze -hadise- inanacaklar? 77:50

Elçinin sünnetini izlemek istiyorsunuz, öyle mi? Tamam, o halde bakın elçi kendisine bildirilene sımsıkı sarılmış. Bize de sarılmamış için öğüt verilmiş. Ne zaman sarılmayı düşünüyoruz?

Bu ayetlerden sonra fotoğraftaki sözleri elçinin söylediği sözlerdir diyerek savunanlar, kendilerinin Kuran’dan ve elçilerden ne kadar uzak olduklarını belgelerler. O kişileri kötülemiyorum, aksine onlar adına ciddi bir şekilde endişe duyuyorum. Geri dönemeyecekleri bir gün geldiğinde çok şaşkın bir duruma düşecek olmalarından ötürü onlar adına korkuyorum. Çünkü savunduklarını sandıkları adam(lar)a karşı nasıl kötü sonuçlar doğuran bir davranışın içerisinde olduklarını göremiyorlar. Bunu kendilerine göstermek için didinenleri elçinin düşmanı olarak görüyorlar. Oysa bakın bizzat elçinin kendisi nasıl bir şikayette bulunuyor:

Elçi, şöyle der: “Ey Efendim! Aslında, benim toplumum, bu Kur’an’ı, terk edilmiş olarak bıraktı!”

25:30

Fotoğrafta ikinci sözde söylenene dikkat edin. Elçi, “Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız.” diyen kişileri kötülüyor olarak gösteriliyor. 25:30 ayetindeki gibi bir şikayeti olan elçi, yukarıdaki ayetlerle birlikte düşününce nasıl olur da fotoğrafta alıntılanan cümleleri kurmuş olabilir? Kendisi tam olarak aksini söylüyor. Sürekli olarak “Ben yalnızca Allah’ın indirdiğine uyarım.” diyor. Yalnızca kitabı izlediğini söylüyor. Şimdi kendisi bunu yapıyorken, nasıl olur da bunu yapmaya çalışan kişileri kötüleyebilir? Bu elçiye iftira etmek değil de nedir Çocukluğumda Kuran kurslarında bana tanıttıklarında tanıyamadığım, şimdi Kuran’a çalışarak tanıdığım elçi, yani sırt sırta verebileceğim bir dost olarak gördüğüm, birlikte tek bir parça gibi hareket etmek istediğim elçinin böyle bir şeyi söyleyeceğini hiç sanmıyorum.

Hadisler Olmadan Ne Yapacağız? Doğru Yolu Nasıl Bulacağız?

Kuran’daki birinci bölümü anımsayalım. Ne diyordu?

Bağışlayan; Merhametli Allah’ın İsmiyle!
Evrenlerin Efendisi Allah’a övgüler olsun!
Bağışlayan; Merhametli!
Yargı Günü’nün Egemeni!
Yalnızca Sana hizmet ederiz ve yalnızca Senden yardım dileriz!
Dosdoğru yola eriştir bizi!
Nimet verdiklerinin yoluna… Öfkeye uğrayanların ve sapkınların değil!

1:1-7

Bizi iyilik getirecek olan yola iletmesi için Allah’a yalvarıyoruz. Allah çağrılara karşılık verendir ve insan için ancak çalıştığının karşılığını alacaktır. İşte bu yüzden ikinci bölüm bakın nasıl başlıyor. Sizce bu rastgele olmuş bir şey olabilir mi?

İşte Kitap! Onda kuşku yoktur. Sorumluluk bilinci taşıyanlar için yol gösterendir.
Onlar, gizli gerçeklere inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar (salatı ikame ederler); kendilerine geçimlik olarak verdiklerimizden de yardımlaşmak amacıyla paylaşırlar.
Ayrıca, hem sana indirilene hem de senden önce indirilene inanırlar. Sonsuz yaşama da kesin olarak inanırlar.
İşte onlar, Efendilerinin doğru yolu üzerindedir. Kurtuluşa erişenler, işte onlardır.

2:2-5. Parantez içerisindekiler benim eklemelerim.

2. bölüm başlangıç harflerinden hemen sonra “İşte kitap!” diye seslenerek başlıyor. Yani, hani ilk bölümde yardım dileyip, doğru yola eriştirilmek için yalvarmıştık ya, işte onun nasıl gerçeğe dönüşeceğinin yanıtı geliyor. Bu doğru yola erişecek olanlar gizli gerçeklere güveniyor, salatı ikame ediyor ve geçimlik olarak elde ettiklerinden yardımlaşmak için paylaşıyorlar. Tüm bu süreçte onlara ne yol gösteriyor? Kitap. Sorumluluk bilinci taşıyanlara yol gösterici olan Kitap…

Dipnotlar

  1. Elçi, şöyle der: “Ey Efendim! Aslında, benim toplumum, bu Kur’an’ı, terk edilmiş olarak bıraktı!”
Bu yazı Kısa Yazılar kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Rasûlüllâh (s.a.v.)’den 3 Hadîs-i Şerîf için 5 cevap

  1. Hadisleri ciddiye alıyor numarası yapanlara 2020 Türkiye’sinden söz eden kapı gibi hadisler:

    Hz. Ömer sessizce Allah resulünün dinlenmekte olduğu odaya girer. Girdikten sonra bir an çevresine göz gezdirir. Tavana asılmış kuru bir deri parçası bir torbanın içinde birkaç kilo arpa, duvara dayalı birkaç ağaç yaprağı ve yerde Hz. Muhammed’in üzerinde uyumakta olduğu hurma lifinden örülmüş kaba bir hasırdan başka bir şey göremez. Bu manzara karşısında ağlamaya başlayan Ömer’in hıçkırıkları Rasulullah’ı uyandırır. Allah resulü uykudan kalkınca hasrın mübarek vücudunda iz yaptığını gören Hz. Ömer bu defa omuzları sarsıla sarsıla ağlamaya başlar. Peygamber sorar: “Ey Hattab oğlu! Niçin ağlıyorsun?” “Ey Allah’ın Elçisi! İranlılar imparatorlarını saraylarda yaşatırken Bizanslılar kayserlerini lüks ve ihtişama boğarken sen ki Allah’ın elçisisin, izin versen de bizde seni…..” diye devam eder. Allah’ın elçisi Hz. Ömer’in sözünü hüzünlü bir tebessümle, tatlı bir el işaretiyle keser ve Ankebut 64’ü okuduktan sonra ekler: “İstemez misin ey Ömer, dünya hayatı onların olsun, ahiret bizim?”

    Resulullah (sav) (bir gün): “Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vacib olur” buyurmuşlardı. “Ey Allah’ın Resulü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Aleyhissalatu vesselam saydı: 1- Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse. 2- Emanet (edilen şeyleri emanet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman. 3- Zekatı (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki ettikleri zaman. 4- Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; 5- Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; 6- Mescidlerde (rızayıilahi gözetmeyen husumet, alışveriş, eğlence ve siyasata vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. 7- Kavme, onların en alçağı reis olduğu; 8- (Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği; 9- İpek giyildiği; 10- Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; 11- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgarı bekleyin.”

    Ama işinize gelmedi değil mi? Gelmez.

    Kararsız kişiye yardımcı olmak amacıyla kimin haklı olduğunu gösterebilecek farklı yoldan bir sınama önereyim: Hükümet hadis karşıtlarını açıkça tekfir etti mi? Etti. Şimdi bu bilgiyle hükümetin icraatlarını karşılaştırın. Ben size bir kaçını hatırlatayım: Sokak fahişeliğinin ceza yasası kapsamından çıkarılması, evlilerin zinasının serbest bırakılması, İstanbul Sözleşmesi, erkeğin aile reisliğinin kaldırılması, İsrail’e gümrük indirimi, ipotekli ev kredisi düzenlemesi, nakit emlak alışverişinin yasaklanması, şeker fabrikalarının kapatılması, GD tarım ürünlerinin serbest bırakılması, yetiştirme yurtlarının kapatılması, sosyal bilgiler eğitiminin AB standartlarına uydurulması, domuz etinin iç piyasada satışının serbest bırakılması…

    10:66 İyi bilin ki, göklerde kim varsa ve yeryüzünde kim varsa Allah’ın malıdır. Allah’tan başka bir de ayrıca ortaklar koştuklarına yakarışlarda bulunanlar neyin ardından gidiyorlar? Yalnızca yakıştırıyorlar ve yalnızca yalan söylüyorlar.

    53:23 Bunlar, sizin ve atalarınızın uydurduğu isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir kanıt indirmemiştir. Yalnızca sanıya ve benliklerinin isteklerine uyuyorlar. Oysa gerçek şu ki, onlara Efendilerinden yol gösteren gelmiştir.

    • Muhammet der ki:

      Hadis’ten mi gelir nerden gelirse gelsin doğru doğru değil midir? Hadis ve gelenek karşıtı olanların %99’unun elinde daha iyisi yok. Hele ki modernistlerin İslamoğlu, E.Yüksel gibi beyinsizler yeryüzünün en aşağı dini olan modernizmi insanlara satarak iyi halt yediklerini göstermek ve hem kendilerini hem yandaşlarını rahatlatmak için hadisleri ve gelenekleri tekmeliyorlar. Ben kendi kendime diyorum ki “Şu falancayı, şu falan geleneksel görüşten veya hadisten vazgeçirsem daha mı iyi olacak?”. eğer hadis onu güzel birşeye yöneltiyorsa -ki yöneltiyor- bırak ne diye tartışasın? Ne diye yerine daha iyisini koyamayacağın şeyi yıkasın? Hadislerin içersinde 5 yanlış varsa 5 doğru var, modernizmin içersinde 10 yanlış var, o kadar. Ne diye adamı daha yanlış olana iteyim?
      Kişisel olarak başımdan şu geçti: İki tane din öğretmenim var, biri tasavvufi, biri modernist(C. Taslamana tapıyor, Kuran’dan Büyük Patlama Teorsi falan çıkarıyor.). modernist olan borsa oynuyor ve bunu uyduruk dinine dayandıryor. Yoldan çıkardığı kankalarıyla öğretmenler odasında bir köşe oluşturmuş aynı zıkkımı yiyorlarmış. Tasavvufi olansa faiz derken bile korkuyor, “maaşımı yatar yatmaz hemen çekiyorum hiç faiz işlemesin diye. hemen yatar yatmaz..” diyor. bunun gibi binlercesi var, BİNLERCESİ! Gelin bana şu Taslaman, İslamoğlu, Yüksel’in yolundan gidip en ufak bir iyilik yapan birini gösterin. Sonra hadislerin ne kadar kötü olduğunu anlatmaya devam edin. şu ömrümde şuna tanığım hadisleri bu gün bir sorunmuş gibi göstermek o hadisin dediğini yapmaktan beterdir. eğer bir adamı Kurana getiremeyeceksem bırakayım hadislere bağlı kalsın. modernist olmasından iyidir. şu toplumda eğer doğruluğa bir adım atılıyorsa(toplumun bütününü kastetmiyorum, bireysel veya küçük topluluklar olarak) o da ancak gelenekçiler arasındandır. Aksini öne süren bana en ufak iyi birşey yapan bir modernist getirsin. ben şu yaşamım boyunca faiz helaldir diyen(yumuşatan var ama) gelenekçi görmedim, zina helaldir diyeni görmedim, imam nikahı her şekilde resmi nikahtan iyidir, yapan kim gelenekçiler. bunu sayar götürürüm. peki hadisi reddedip daha iyisini getiren var mı? öneren var mı?
      yanlış anlaşılmasın hadise dönelim demiyorum tek doğru olan Allah’ın Kitap’ı Kuran’dır. Ya Allah’ın Kitap’ına çağıracağız ya Allah’ın Kitap’ına çağıracağız. Allah kötülüğün önderiyle savaşın demez mi? modernizm illetiyle uğraşacağıma gider daha iyi olanla uğraşırsam kötülük yapmış olurum. Sizce de öyle değil mi? Yanılıyor muyum? Başkalarının görüşlerini de çok merak ettim.

      • Ayetsel der ki:

        Aklı başında birinin kökten hadis ve gelenek karşıtı olacağı düşüncesi gerçekçi değil. Elbette bize ulaşmış geleneklerin arasında iyiye hizmet edecek gelenekler de var. Bunların hepsini birden reddetmenin iyilikten çok kötülük getireceği kuşkusuz. Meyveyi yiyip, çekirdeği tüküreceğiz. Fakat ortada 25:30’da bildirilen durumun olduğu da bir gerçek. Aslında bu konu üzerinde bu kadar durmaya gerek duymayacağımız bir konuydu fakat bir şekilde hadisler sanki en büyük sorunumuzmuş gibi ele alındı. Bunda ismini saydığınız kişilerin de katkısı vardır. Bu yazıyı yazdığım için bu hataya bir katkı da ben yapmış olabilirim. Bir haftada konuşup geçmemiz gereken bir konu şimdi toplumu bölecek konular listesine bir madde oldu. Günlük yaşamımda arkadaşlarımla bu konuları konuşurken konuyu hadisleri reddedelim yoluna taşıdığımı anımsamıyorum. Fakat Kuran’a yakın olduğumu gösteren birkaç hamle yaptığımda ne yazık ki konu bir şekilde hadisleri reddetmeye çekiliyor.

        Karşıt olan kişilerin elinde uygulamada daha iyisi olmadığına kısmen katılıyorum. Daha iyisi oluşacaksa bile bunun için zaman gerekiyor. Hadisin birini reddedip, Kuran’dan ayeti gösterip her şeyi iyileştiremeyiz. Bunların bir şekilde günlük hayata geçmesi gerekiyor ki iyilik üretmeye başlayabilsin. Tamam, ribanın banka faizinden fazlası olduğunu öğrendik, peki, şimdi kendimizde ve toplumda neyi değiştiriyoruz? Yediklerimizin genetik kodlarıyla oynandığını ve bunun kötü bir şey olduğunu öğrendik, peki, şimdi müslümanlar olarak bunu düzeltecek ne yapıyoruz? Bu biraz da kendiliğinden devam edecek bir süreç. Neredeyse ulak dünyayı terk ettiğinden beri işler onun bıraktığı gibi yürümüyor. Böyle bir durumda, iyiye yönelik adımlar atıyorsak bile iyileşme olması elbette zaman gerektirecektir. Bu sancılara sahip kişiler olarak birbirimizi bulmamız gerekiyor. Bu bağlamda bu yazı sizinle iletişime geçmeme aracı oldu, siz de benzer sancıları çekiyorsanız belki birlikte bir şeyler yapabiliriz.

        Sorduğunuz sorunun isabetli olduğunu düşünüyorum. “Şu falancayı, şu falan geleneksel görüşten veya hadisten vazgeçirsem daha mı iyi olacak?”. Sonucu duruma göre sürekli ölçerek hareket etmemiz gerekiyor. Gelenekle /hadisle kendisine gelmiş diye komşusu açken tok yatmayanı eleştirecek değiliz. Fakat fotoğrafta örneklerini gördüğümüz hadisleri kabul edebilir miyiz? Anlatmakta zorlandığım şey bu. Kuran ile bağını güçlendiren ve yaşamı az çok anlayabilmiş biri için önüne çıkan bir hadisten (veya herhangi bir diğer sözden) alacağını almak için çok zaman gerekmeyecektir. Fakat insanlar ne Kuran ile bağlarını güçlendirmenin ve yaşamı anlamanın gerekliliğine ne de bu ikisi arasındaki bağlantının can alıcı önemine ikna olmuş değiller.

        Örnek verdiğiniz kişisel deneyiminize ben de katkı sunabilirim. Fakat bende durum tam tersi. 10 kişilik bir arkadaş grubum var ve hepsi gelenekçi. İçlerinden sadece bir tanesi faiz ve borsa konusunda hassas, diğerleri umursamıyor. Fakat Kuran’a yönelen bazı arkadaşlarım söz ettiğiniz gelenekçi din öğretmeniniz kadar hassas davranıyorlar. Çünkü Allah’a ve elçiye savaş açmaktan, kötülüğün yayılmasına aracı olmaktan çekiniyorlar. Bu nedenle gelenekçi veya modernist veya diğer başka bir şey çok fark etmiyor. Kişi, içerisinde iyiliğe, kendisinin dünyada ne işe yaradığına, yaptıklarının ne üreteceğine ilişkin bir sancı taşıyorsa, diğer bir deyişle Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyorsa bir şekilde iyi olanı bulup yapmaya çalışıyor.

        Modernist yorumcuların çoğunun boş hatta zararlı işlerle uğraştığını söylüyoruz. Modernizm bataklığı diğer bataklıklar arasından bir bataklık sadece. Mutlak paranteze aldığımızda hemen hepsi benzer sonuçları doğuruyor. Diğer bataklıklardan çıkmış bir müslümanın bu bataklığa düşmeyeceğini söyleyemeyiz. Bu da bir sınanmadır. Ben de bir zamanlar düştüm, şimdi çıktığımı, en azından çıkmaya çabaladığımı düşünüyorum. Örneğin dün akşam E. Yüksel’in düzenlediği konferansı (/watch?v=GIVXxffFBYc) izledim. Konferansın belki de yarısı feminist zırvalar ile doluydu. Bitirmem gereken bir yazı varken izlediğime pişman oldum. Biri çıkıp bizim öyle bir sorunumuz yok ki diyemedi. (Hakkını yemeyelim, belki Ali Bulaç dün akşam bunu denemiş olabilir.) Örneğin bir tanesi çıkıp (bir yerden sonra dayanamayıp izlemeyi bıraktım, belki sonradan söylenmiştir) aramızda aynı şehirde yaşayanlar varsa, aynı mahalleye, sokağa, veya binaya taşınsınlar diyemedi. Belki bunun önemli bir “islami” adım olacağı bile görülmüyor. Örneğin yine konferansta tanrıtanımazlara (ateist), yaradancılara (deist) karşı argümanlar geliştirmemiz gerektiğinin savunulduğunu anımsıyorum. Kuran’ın böyle bir derdi mi var? Veya o kişilerin -çoğunluğunun diyelim- iyiyi bulmak gibi bir derdi mi var? İlla o kulvarda birini döveceksek, Allah ile aldatanları dövelim? Varsa yoksa modern zırvalar. Konferanstakilerin herhangi bir konuda bile birlikte tek bir parça gibi hareket etmelerine olanak göremedim, kaldı ki günümüz sorunlarına çözüm getirecek bir yasa ortaya koyup o yasaya uyup birlikte yaşayabilsinler. Aslında dünkü konferans üzerine ayrı bir yazı yazmak lazım. Belki siz de katkı sunmak istersiniz?

      • Selim Çalışkan der ki:

        Hayır, modernizm saf kötülük değil. Hiç bir şey saf kötü değil. Baktığın her yerde iyilikle kötülük bir arada bulunuyor. Fare zehiri saf zehir olsa hiç bir fare yemez, içinde yiyecek de var. Bunları kesintisiz olarak ayrıştırma gereği buradan doğuyor.

        Bu öfken sana Allah’ın bir cezası değil. Bunun sana iyileştirici işler yapmak için bir güdülenme sağlaması gerekiyor. Aklına ilk geleni yapma (3:134). Dinginlikle tepki ver (3:191).

        • Muhammet der ki:

          Selim Bey yorumlarınız gerçekten yapıcı. Ben de Ayetsel’in demesi üzerine bu konferans üzerine birşeyler yazıyorum. Bu sefer numaralarını hem burada hem kendi blogunuzda verdiğiniz ayetlere göre davranmaya çalışıyorum elimden geldiğince.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir