Hakkımda

E-posta: iletisim[kuyruklu a harfi]ayetsel[nokta]org

Bundan birkaç yıl öncesinde Kuran’ı merak edip anladığım dilde ilk defa okuduğumda kendi kendime dini uygulamanın aslında ne kadar kolay olduğunu düşünmüştüm. O zamanlar bunu düşünmeme sebep olan nedenler “namaz“da okunan ayetleri Türkçe okumanın sakıncalı olmaması, “abdest” almanın bildiğimden çok daha kolay olması, “oruç“a başlama saatinin aslında biraz daha sonra olması gibi eskiden beri öğrenip durduğum biçimselliğe dönüştürülüp kalmış din anlayışının etkisinde olan nedenlerdi. Din, hayatımda sadece belli zamanlarda belli koşullar altında ve belli şekillerde yapıp durduğum birtakım biçimselliği içeriğinden daha önemli davranışlar bütünüydü. Dolayısıyla dinin kolay olması benim için yalnızca biçimselliğinin kolaylaştırılması ile ilgiliydi. Neticede bu kolaylaştırmalar “borcumu” ödeyip günlük yaşama dönmem için bana zaman kazandırıyordu.

Yıllar geçti, hem Kuran’ı daha derinlemesine inceledikçe hem de bunun yanında dünyada olup bitenleri anlatan kitapları karıştırdıkça hayata bakış açım da, dine bakış açım da değişmeye başladı. Dinin birtakım biçimsellik odaklı tekrarlamalardan ibaret olmadığını; aslında hayata anlam verme sürecinin ta kendisi olduğunu fark etmeye başladım. Din, her sabah uyandığımda neyin peşinden gitmem gerektiğini, neyi kovalamam gerektiğini bana öğretiyordu. Dine bakış açım bu yönde değiştikçe, biçimselliğe saplanıp kalmış din anlayışıyla kıyasladığımda esas dini uygulamanın çok daha zor olduğunu anladım. Artık eskisi gibi ne için olduğunu bilmeden “biçimsel borcumu ödeyip” kurtulmak yoktu. Onun yerine zorluklara karşı dirençli olmak, bu yolda yürüyenlerle destekleşmek, kendi kendimi eleştirmek, yanlışlar yaptığımı kabullenebilmek ve bunlardan dönmeye çabalamak vardı. Başka bir deyişle “inandım” demekle bırakılmayacağımı daha net bir şekilde kavramaya başlamıştım. Biçimselliğe gömülmüş din anlayışımı yıktıkça ve onun yerine kaynağı yaratılışım olan gerçek dini ayağa kaldırdıkça Allah’a ve onun sistemine olan güvenim de (Ar. iman) arttı. Okuyup kafa yordukça dünyayı bilmezsem Kuran’ı, Kuran’ı bilmezsem dünyayı eksik anlayacağımı daha net görür oldum. Bu da hissettiğim sorumluluk duygusunu kat kat arttırdı. Ya bir şeyler yapacaktım, ya da büyük çoğunluğun yaptığı gibi gidebildiği yere kadar günlük oyalanmalarla kendimi kandıracaktım. Gerçeğe tanık oldukça kendimi kandırarak devam edemeyeceğimi gördüğüm için bir şeyler yapmayı seçiyorum. Bu adresin ise, hem bu seçimim konusunda çabalamak adına kendim için bir başlangıç olmasını hem de bu çabalama sırasında kendini beğenmişliğe takılıp kalmamam için beni eleştirecek hemdert ve yoldaş insanlarla tanışmama aracı olmasını umuyorum.

Eğer bu sayfayı okuyorsanız, benzer duyguları hissediyorsanız, destekleşmeden yapamayacağımızı görüyorsanız ve bu “yapılacak bir şeyler”in neler olabileceği konusunda fikirleriniz var ise ses etmekten çekinmeyin. Birbirimize tutunamazsak, birlikte ortak bir iyi ahlakta /dinde buluşamazsak ancak yok olacağız.

Hakkımda için 2 cevap

  1. Şoreş Jêhat Pusa der ki:

    Salatın toplumsal destekleşme ve örgütlenme olduğu kanısındayım. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    • Ayetsel der ki:

      Salat konusunu anlamak için Kuran’ı incelemenin yanında ideolojilerin doğuş, yayılış ve çöküş süreçlerini incelemenin faydalı olacağını düşünüyorum. Kuran’ın önerdiği araçların bir kısmını ideolojilerin doğuşu, bir kısmını yayılışı, bir kısmını yapmayı bırakmayı da çöküşü sürecinde bulabiliyorum.

      Salatın ne olduğu konusunda kesinlikle konuşacak bir durumda değilim. Henüz konuyu enine boyuna çalışmadım. Son yazıda bahsettiğim gibi olabildiğince geniş açıyla bakınca dünya görüşünüzü yayma konusunda yaptığınız her şey salatın bir parçası olabilir gibime geliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir