“Al bir tıp kitabı da doktor ol o zaman.”

Yazan: Nur (ayetsel.org okuru)

Kuran’ın yeterli olduğunu anlatmaya giriştiğinizde duyacağınız ilk söz budur. Ben daha ilk sorudan çuvalladığım için konuşmayı bıraktım, sonra da ortaya bu yazı çıktı.

Öncelikle belirtmeliyim ben okumayı bilen, sabırlı ve çok okuyan birinin tıpta ilerleyebileceğini düşünüyorum zaten. Hele bu kişinin hiç üşenmeyip ölü hayvanları kesip biçtiğini, laboratuvar kurup deneyler yaptığını düşünün. Hiç hoca görmeyip kitaplar ve deneme-yanılma yoluyla yazılım öğrenen, yabancı dille haşır neşir olarak dil öğrenen, çok güzel araba sürdüğü halde yazılı sınavı geçemediği için sürücü belgesi alamayan kişiler tanıyor musunuz?

Kuran’ı tıp kitaplarına benzetmek hem hatalı hem de yer yer hoş aslında. Hatalı çünkü tıp alanında yazılmış her yönüyle tam ve geçerli bir kitap yok. Alandaki herkesin üzerinde uzlaştığı bir kitap da var mı bilmiyorum. Tıpta bilgiler her an güncellenir. Kuran ise böyle değildir: Tek, eksiksiz ve yeterli bir kitaptır; yasası değişmez. Tek bir kitapla doktor olamazsınız ve diplomanızı aldıktan sonra hiçbir şey okumazsanız yine doktorluk yapamazsınız! Alanınızda sürekli okuma yapmak zorundasınız. Aslında mesleğiniz ne olursa olsun mezun olduktan sonra da hep okumak zorundasınız.

Ama Kuran ile tıp kitaplarını benzetmek yersiz de değil. Yalnızca Kuran okuyarak Kuran’ın bilgeliğine tam erişemezsiniz. Nitekim Kuran’ın kendisi bizi evren ve insan hakkında düşünmeye, araştırmaya yönlendirir. Tanrı’nın doğadaki göstergelerini izlemeden, Kuran’ın doğruluğunun toplumdaki kanıtlarını yakalamadan okuyuvermek yetmiyor.

Bir tıp hocası nasıl yetişiyor ki? Okuyarak. Ve o hoca kendi hocasından öğrendiğini aynen aktarmıyor öğrencisine; kendi okudukları, deneyledikleri ve deneyimledikleriyle birleştirerek ve ayrıştırarak aktarıyor. Öğrenci hocasından aslında yöntem öğreniyor: Doğru okuma ve çalışma yöntemi. Kuran da bize kendisini nasıl okumamız gerektiğini öğretmiyor mu? Acele etmeden okumamızı istiyor. (75:16-21, 17:106, 20:114, 25:32) Toplanıp okumamızı istiyor. (Cuma suresi) Gün içinde belli zamanlarda hatırlamamızı istiyor. (73:20, 11:114, 20:130, 17:78-79) Okunduğunda sessizce dinlememizi istiyor. (7:204, 41:26, 46:29) Örnekler sunuyor. (17:89, 18:54, 30:58, 39:27) Kurana sarılmamızı istiyor. (6:155, 7:170, 41:4) Okuma sırasında bizi yanıltabilecek şeylere karşı bile uyarıyor. (16:98)

Tıpkı yetiştirgen bir öğretmenin “Derslerini önemse, her gün tekrar yap.” dediği gibi “Yılma, zamanla daha iyi anlayacaksın.” dediği gibi ya da birkaç öğrenciyi bir araya getirip ödev vermesi gibi. Veya derste “Ben ders anlatırken sessiz olun, iyice dinleyin.” dediği gibi. Konuyu örneklerle açıkladığı gibi, maket ve kuklalar getirdiği gibi. “Ders çalışırken televizyonu kapatın.” dediği gibi. 

Her kitapkurdunu doktor yapmıyoruz. Kadavralar üzerinde beceri kazanmasını istiyoruz. O da yetmiyor gerçek hastalar çıkartılıyor karşısına. Çünkü okuduğunu uygulayabiliyor mu, okuduğuyla gerçek arasında bağlantı kurabiliyor mu görmemiz gerekiyor. “Müslümanım.” diyen kişi için de durum bu. Çok okuyup Kurankurdu olmak mümin olmaya yetmiyor. Allah’a gerçekten güvenip güvenmediğimiz sınanıyor. Yani kuram/teori bilgimizi yaşamımızda da görmek istiyor Allah.

Bir doktor ile Müslüman birbirine benziyor aslında. İkisi de sürekli okumak ve sürekli okuduğunu gerçek yaşama yansıtmak zorunda. Ama bir farkla: Doktor hep en güncel yayınları okur, Müslüman ise Kuranı hep okur. 

Kuran yeter.” diyen biri hata yapmaz mı? Yapar, ama hatasının bağışlanmayacağını kim söyledi?

Kuran’ı okuyan kişi Allah’ın bağışlayıcı olduğunu ve hangi koşullar altında bağışlayacağını öğrenir. Buna uyan, Kuran’ı bir kere okuyup kenara atmayan, özüsözübir olan bir kişi ilk uygulamalarında yanılsa da zamanla kendini düzeltecektir. Tıpkı yeni mezun bir öğretmen ya da doktor gibi. Eğer düzelt(e)mezse “Kuramda iyi, uygulamada kötü.” deriz. Sınavı geçememiştir, sarp yokuşu çıkamamıştır, yılmazlık gösterememiştir. Ona öğüt veririz. (Asr suresi)

Bir öğrenci, hocası “Falanca bakteri vücutta filanca zarara neden olur.” dediği için değil, o hoca olduğu için de değil, sözün doğru olduğunu gördüğü için güvenir hocasına. Eğer güveni kırılırsa, daha da inanmaz. Biz de kendi içimize ve yaşama bakıp Allah’ın sözünün doğru olduğunu gördük. Kuran’ın Tanrı’nın sözü olduğuna güvendik. Aklımız, Kuran’a uyarsak kalıcı iyiliğe gerçekten de ulaşacağımızı söyledi. Biz bunu iki satır okuyarak yapmadık, yapamazdık da. Hep okuduk, anlamaya çalıştık ve Kuran aklımızı hep meşgul etti.

Kısacası, Kuran bize gerçekten de yetti.

Bu yazı Kısa Yazılar kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

“Al bir tıp kitabı da doktor ol o zaman.” için 3 cevap

  1. Mehmet Cihat Pusa der ki:

    İsra Suresi 59. Ayet hakkında düşünceniz nedir?

    • Ayetsel der ki:

      Mehmet Bey, 17:59 ile ilgili olarak başka bir blogda da sorunuzu okudum. Yanılmıyorsam şöyle bir şey var aklınızda:

      1-) Allah geleceği biliyor.
      2-) 17:59’da belge gönderilmeyişinin nedeninin, önceden gönderilen belgelerin yalanlanması olduğu belirtiliyor.

      O zaman Allah geleceği biliyorsa, belgelerin yalanlanacaklarını bile bile bu belgeleri neden gönderdi? Bu, geleceği bilmesiyle çelişmiyor mu?

      Eğer sorunuz bu ise, ortada bir çelişki yok. Esas olarak öncüllerinizden çıkan soru anlamsız. İlk olarak, Allah’ı bizim gibi zamana bağlı bir kişiymiş gibi düşünüyor olabilirsiniz. Sıkça ve fark edilmeden yapılan bir şey olduğu için bunu anımsatma gereği duyuyorum. Onun için şimdi, geçmiş, gelecek diye bir şey yok. Sizde ve bende olduğu gibi zaman onun için geçerli olan bir şey değil. O yüzden eğer düşünme süreciniz içerisinde “Allah belgelerini gönderiyor **sonra** yalanlandıklarını görüp göndermekten vazgeçiyor.” gibi bir cümle geçiyorsa Allah’ı zamana bağlıymış gibi düşünüyor olabilirsiniz.

      Gerçekte anlamsız olan bu soru, “Allah kimin cennete kimin cehenneme gideceğini biliyorsa o zaman bizi neden sınıyor?” sorusundaki anlamsızlığa benziyor. Dikkat edin, iki soruda da “biliyorsa” kelimesi geçiyor. Biz de diyoruz ki, evet, O biliyor. Fakat biz bilmiyoruz. Nasıl ki nereye gideceğimizi biliyor olmasına rağmen, bizim de yaptıklarımıza tanık olmamız için bizi yaratıp kendi yaptıklarımıza tanık tutuyorsa, 17:59’da da buna benzer bir şeyin olduğunu düşünüyorum. Evet, Allah yalanlayacaklarını biliyor ama biz ve onlar bilmiyordu. Allah belgeleri gönderiyor. Belgeler yalanlanıyor. Allah yalanlandıkları için artık belge göndermeyeceğini söylüyor. Bu bilgilerin hepsi bize ulaşıyor. Yalanlayanlar ve biz bu gerçeklere tanık oluyoruz. Sonuç olarak ortada bir çelişki göremiyorum.

  2. Ne güzel rastlantı. Tam da bugünlerde, hatta az önce tıp kitapları okuyup kendime tanı koymaya çalışıyordum. Daha önce yaptım, yapabildiğimi gördüm. Polikliniklerin kimi virüs bahanesiyle kapanmış, hastaneler pek nazlı, özel doktora verecek param yok. Elimde eski test sonuçları var. Zaten basit hastalıklar için doktorların yaptığı bundan başka bir şey değil. Okuyup öğreniyorlar. Doktor olmayacağım ama seçenekleri daraltabileceğim. Daha iyi olasılıkla, tanı koyup tedavinin nasıl olduğunu öğreneceğim. Belki ondan sonra yine bir doktora sorarım. Ama bilerek sorarım.

    Dini bir uzmanlık alanı sayanlar… Şimdi aynı ilkeyi uzmanlık alanı saydıkları dine uygulasınlar. Kasapların, şerefsiz doktorların, baştan savmalığın, dikkatsizliğin, gayriciddiliğin varlığına inanıyorsunuz da öbür uzmanların aynı şeyleri yapabildiklerine niye inanmıyorsunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir